Osmanlı’da Gerileme Nasıl Başladı?
Emin Erman yazdı

Daha önceki yazılarımın birinde Osmanlı’nın esas olarak bir Rumeli yani Balkan devleti olduğunu ve bir diğer yazımdada sanayileşememesinin sebeplerini açıklamaya çalışmıştım.  Bunlara paralel olarak, Osmanlı’nın gerileme sebeplerini araştırırken esas olarak Osmanlı’nın Balkan tarihini inceleyerek gerilemenin ne zaman ve nasıl başladığını ve nasıl sonuçlandığını incelemek yerinde olur.

 

Balkan tarihinin son iki yüz yılı boyunca meydana gelen hızlı değişimleri anlamlandırmak için, Modern dönemde Habsburg (Avusturya/Macaristan İmparatorluğu) ve Osmanlı "eski rejimlerine" bakarak daha önce neler olup bittiğine dair bir fikir sahibi olmamız gerekiyor. Osmanlı İmparatorluğu ve Habsburg İmparatorluğu genellikle (ve faydalı bir şekilde) birlikte doğal rakipler olarak sunulur: biri Katolik, diğeri Müslüman; biri batılı ve Avrupalı, diğeri doğulu ve Asyalı. Tuna monarşisi veya Habsburg İmparatorluğu olarak da bilinen Habsburg monarşisi, Habsburg Hanedanı tarafından yönetilen imparatorlukların, krallıkların, düklüklerin, ilçelerin ve diğer yönetimlerin, özellikle de hanedanın Avusturya-Macaristan şubesinin toplamıydı.

 

Bu tür ikili ikilemlerdeki sınırlar ve tuzaklar hakkında bir fikir sahibi olmakta yarar var. Ayrıca, böyle bir yaklaşım, bu iki ülkenin pek çok ortak yönü olduğu gerçeğini gözden kaçırır. Her ikisi de son orta çağ döneminin ürünleriydi ve ikisi de "modern" tarihin itici güçlerine, yani milliyetçilik ve sanayi devrimi gibi güçlere uyum sağlayacak konumda değildi.

 

Bu devletler Modern öncesi varsayımlar ve kurumlar temelinde hareket ettiler. Her iki ülkeyi ve tarihlerini, onları şekillendiren birkaç temel ilkeyi belirleyerek anlamaya başlayabiliriz. Osmanlı ve Habsburg tarihinin şeklini bu ilkeler belirledi ve bu ilkeler sınırlarına ulaştığında bu devletler parçalandı.

 

Modern bir Batı Avrupa devletinin ardındaki ilkelerin bir listesini yaparsak, buna milliyetçiliği ve devlet ile etnik ulusun ideal olarak özdeş olduğu fikrini de ekleyebiliriz; yani hukukun üstünlüğü ve buna eşlik eden anayasa fikri ve ülkenin vücut bulmuş hali olarak vatandaşların temel yeri.

 

Osmanlı İmparatorluğu'nda tamamen farklı ilkeler iş başındaydı. Osmanlı İmparatorluğu en parlak döneminde dahi, hep birlikte hareket eden hükümdarı, onun inancı (dini) ve ordusu tarafından tanımlama yapılıyordu. Bu güçleri anlarsak, büyük başarılarının (1500’den önce) ve daha sonra büyük başarısızlıklarının (1500’den sonra) nedenlerini görebiliriz.

Reform ve iyileştirme yetersizliği orduyla sınırlı değildi. Ülkenin Müslüman ve gayrimüslim olarak ikiye bölünmesi gerilim ve baskıya neden oldu. Zor zamanlarda, Müslümanlar çıkarlarını savunmak için silahlara, siyasi güce, rüşvete ve diğer yollara daha kolay erişebiliyorlardı. Yozlaşmış mahkemeler, yerel toprak ağalarının Hıristiyan köylülerini soymasına izin verdi. Kötü günlerin yükü gayrimüslimlere yüklendi ve ülke "millet" temelinde rakip bloklara bölündü. 1600 yılına kadar Osmanlı tıp, matematik ve askeri bilimi Batı kadar iyiydi, ancak 1600'den sonra bilimde İslam dünyasının dışından kaynaklanan gelişmeler reddedildi. Bu nedenle Osmanlı bilim, teknoloji, metalürji, denizcilik ve diğer alanlarda Hristiyan komşularına yetişemedi. Örneğin Türkiye'de 1727'ye kadar matbaa kurulmamıştı (Batı’dan 300 yıl sonra).

 

Geri kalmışlığın feci askeri sonuçları oldu ve 1650'den sonra Osmanlı’nın savaşlarının neredeyse tamamı yenilgiyle sonuçlandı.

 

Bunun yanında ciddi ekonomik sonuçları da oldu. Portekizli denizciler Hindistan'a giden Afrika su yolunu keşfettiklerinde, Avrupa ve Asya arasındaki ticarette Osmanlı etkisi durdu. Bu gelişme dolayısı ile kentsel yaşamda ve kentsel endüstrilerde bir düşüşe yol açtı. Bundan sonra ticaret, hammadde ihracına ve Avrupa sanayi mallarının ithalatına odaklandı. Batı mamul malları daha ucuz olduğu için Osmanlı şehirlerindeki loncalar, bilhassa tekstil loncası, yok pahasına satıldı ve geriledi.

 

Diğer bir sonuç da fiyat enflasyonuydu çünkü Osmanlı tüketicileri artık mallar için daha varlıklı Batı Avrupalılarla rekabet ediyordu. Sabit maaşlı memurlar, ailelerini doyurmak için rüşvet almaya başvurmak zorunda kaldı. Küçük ölçekli kırsal tımarlılar (köylü) artan masraflarla topraklarından sürüldü. Boş topraklar daha sonra, özel ordular kuran ve fiilen hükümet kontrolü olmadan hareket eden güçlü toprak ağalarının kontrolü altına girdi. 1800'e gelindiğinde, "ayan" (veya "önemli") Jannina'lı Ali Paşa, Tepedelenli Ali Paşa (Arnavutluk Hükümdarı), şimdi Yunanistan'ın kuzeybatı (Arnavutluk bölgesi) bölümünü yönetirken, Osman Pasvanoğlu batı Bulgaristan'ı yönetiyordu. Bu tür yöneticiler, Sırbistan ve Yunanistan'daki isyanlar onları zorlayana, yani kendi bölgelerine gelene kadar zevk ve sefa içinde yaşamak için Napolyon Savaşlarından yararlanmayı yeğlediler. Bunlar merkezi devlete çok az vergi ödediler, ancak çoğunlukla tahliye edilemeyecek kadar güçlü oldukları için valilerin "paşa" unvanlarını aldılar.

Bu zamana kadar aşağıya doğru giden düşüş hemen hemen tamamlanmıştı.

Osmanlı toplumunun birbirine kenetlenmiş ilkeleri reform için fazla karmaşıktı: bunun yerine yeni güçler ortaya çıkmaya başladı. Bunlar arasında sınır kaçakçılığıyla geçinen fırsatçı tüccarlar da vardı. Bu "fetihçi Balkan Ortodoks tüccarları" (bir bilim adamının onlara verdiği adla), bir veya iki yelkenli sahibi olan Yunan gemi kaptanlarını, Macaristan'daki pazarlara domuz taşıyan Sırp domuz çiftçilerini ve Rus kürkü ithal eden Bulgar liman tüccarlarını içeriyordu. Bu gibi yeni güçler, Osmanlının gerileme modelini tamamlayan unsurları yarattılar.

Osmanlı Devleti 16. yüzyılda neden gerileme dönemine girdi? Bunun en bariz nedeni, her genişlemenin bir sonu olması ve her imparatorluğun bir ömrü olmasıdır. Düşüş, toprak kaybı, askeri güç kaybı, ekonomik ve siyasi durgunluk açısından oldu. Dönüşüm, padişahların ve yüksek bürokratların Osmanlı devletini Modernizenin gerçeklerine uyarlamak için art arda başarısız girişimleri açısından oldu.

 

Burada tekrar not etmek önemliki, Osmanlı imparatorluğu çağdaş gelişmeleri, ne kültür, ne ekonomik ve ne de teknik alanda, yeteri kadar takip edememiştir. 15. yy.’da Batı’da yavaş yavaş başlayan, daha sonra çeşitli ekonomik ve kültürel olayların etkisi ile hızını arttıran bilimsel, teknolojik ve ekonomik ilerleme, Osmanlı toplumuna çok yabancı gelmiştir.

 

Osmanlı’nın merkeziyet tarzı idare yapısı ve Avrupa’nın aksine bölgesel/yerel güçlerin, toprak sahiplerinin vede loncaların (esnafların)  palazlanmasına izin vermeyen politikası tabiki sermaye birikiminin en büyük engelleri idi.

 

Daha evvelki yazılarımdada bahsettigim gibi, yüzlerce yıl Batı’dan üstün olduğu, “Avrupa’dan alınacak bir şey yoktur, ancak verilebilecek bir şeyler vardır” inancı ve anlayışı ile yaşayan Osmanlılar özellikle bilimsel gelişmenin dışında kalmış, kendi kabuğuna çekilmiş, Batı’da olup bitenlerle ilgilenmek gereğini duymamışlardır. Bu hal Osmanlı İmparatorluğu’nu içten zayıflatan bir husus olmuştur. Avrupa devletleri arasındaki yakın münasebetler sonucu ve özellikle Hristiyan dinine dayanan bir kültür birliği dolayısıyla, herhangi bir teknik buluş, herhangi bir alandaki gelişme, bütün diğerlerine yayılırken, bu yenilikler ve gelişmeler Osmanlı Devleti’ne yeterli ölçüde yansımamıştır. Söz konusu bu yeni gelişmelerin, yeniliklerin Osmanlı İmparatorluğu’nda da kabulü için yapılan teşebbüsler ise özellikle bağnaz ve çıkarcı (yeniliklerin güçlerini kaybettireceğinden korkan) din adamlarının tepkileriyle karşılanmıştır. Yani, bu dönemdeki Osmanli idaresinde, dinin yanlış yorumlamalarına dayalı anlayışın rehber olarak alındığıdir.

 

1950'lerin sonlarında yazılan popüler bir makalede Bernard Lewis, Princeton tarih profesörü, Osmanlıların genişlemelerinin başında on çok yetenekli padişaha sahipken, daha sonra yüksek mevkilerdeki yöneticilerinin kalitesinin yozlaştığını belirtiyor. Bernard, Osmanlı siyasi sistemi ve ordu teşkilatının, 13. ve 14. yüzyıllarda yıpranmış feodal Hıristiyan-Ortodoks toplumların yeteneklerine kıyasla üstün olduğunu vurguluyor. Ayrıca “Bu tarihlerde Bizans ve Güneydoğu Avrupa'da feodal kaos içinde yaşayan devletleri yenmek kolaydı. İlk padişahların merkezi savaş makinesi, gazi savaşçıların dinsel şevki ve mağlup ulusların din ve geleneklerine karşı Osmanlı hoşgörüsü kazanan bir kombinasyondu. Siyasal olarak boyun eğdirildikten sonra nüfus güvendeydi ve yeni İslami yöneticilere sadıktı ve bu gerçek hem Müslüman hem de gayrimüslim tebaa için geçerli idi. Genel olarak fethedilen halk arasında padişahın gücüne karşı örgütlenme hırsı yoktu” diyor.

 

Düşüş ise, “genişleme durduğunda başladı. Yayılma erken dönem Osmanlı devletinin karakterindeydi, kültürünün kalbindeydi ve aynı zamanda onun enerjisinin kaynağıydı. İlk Türklerin bir sınır ruhu vardı. Padişah İstanbul'daki sarayında emekliye ayrıldığında, Osmanlı Devleti başlangıçtaki karakterini değiştirdi; Türkler dünya görüşlerini değiştirmek zorunda kaldılar. Gerileme, Osmanlı devlet yapısının temellerini etkilediğini ve Avrupa'nın yükselişiyle aynı zamana denk geldi” diyor.

17. yüzyılda Osmanlı ordusu gücünü kaybetmeye başladı. Avrupalılar Hindistan ve Çin ile ticaret yaparak tekeli ele geçirdiler ve Osmanlı pazarlarına girdiler. Kapitülasyonlar (1536) olarak adlandırılan Osmanlılar için elverişsiz bir dizi ticaret anlaşması, Avrupalılara saldırgan ticaret politikası için çok önemli bir adım oldu. Bu gelişmeler sonucunda, Avrupalılar mallarını imparatorlukta çok yüksek fiyatlara satmaya başladılar. İmparatorluk kısa sürede altın ve gümüş sıkıntısı çekmeye başladı. Yeni Dünya'nın keşfiyle Osmanlı'nın gümüşe dayalı para sistemi sarsıldı; enflasyon ciddi bir sorun haline geldi. Osmanlı ordusu, zanaatkarları ve üreticileri yeni ekonomik koşullardan zarar gördü.

 

Belirli tımar sistemi başka bir sorun kaynağıydı. Uzun vadeli tarım uygulamalarının gelişmesine engel oldu. Sinirli arazi sahiplenmesi Osmanlı’nın merkeziyetçi sistemin bir parçası olarak, toprağın işlenmesinde Osmanlılar Avrupalıların oldukça gerisinde kaldı.

 

Millet sistemi, imparatorluk çerçevesindeki toplulukların özerkliği, fethedilen insanları Osmanlı bilinciyle tek bir Osmanlı ulusu içinde bütünleştirememe, imparatorluğun parçalanmasında ve ulusal birliğin oluşumunda da kritik bir rol oynayan şeylerdi.

 

Osmanlı gerilemesinin nedenlerini açıklayan önemli bir faktör daha vardır oda alıcılığın olmamasıdır. İslam medeniyeti yukarıdada belirtildiği gibi, kendi üstünlüğüne derinden inanmıştı. Buda, yeni uygulamaların geliştirilmesine ve uygulanmasına karşı bir frendi. Batı ilerlemeye başladı- yeni teknolojiler, derin siyasi reformlar ve entelektüel uyanış- Avrupa'nın moderniteye ve sanayileşmeye geçişi 17. ve 18. yüzyıllarda yönetici Osmanlı sınıfı tarafından fark edilmeden geçti.

 

18. ve 19. yüzyılın sonlarında Osmanlı devletinin modernleşmesi, sözde Tanzimat (veya "Yeniden İnşa") başladığında, artık geç kalınmıştı. Reformlar yavaştı ve dini liderlerin, savaş ağalarının, yeniçerilerin ve muhafazakâr halkın güçlü direnişiyle karşılaştı.

 

19. yüzyılda Osmanlılar, Metternich güç dengesi sisteminin ağına düştü. Avrupalı büyük güçlerin ve onların emperyalist politikalarının elinde bir oyun kartı haline geldiler. İmparatorluk, Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda tamamen çöktü ve modern seküler devlet Türkiye'nin yükselişini sağladı.

 

Özetlersek, 1600'lerden itibaren Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa üzerindeki ekonomik ve askeri hakimiyetini kaybetmeye başladı. Bu sıralarda Avrupa, Rönesans ve Sanayi Devrimi'nin şafağıyla hızla güçlendi. Zayıf ekonomi, zayıf yönetim, dini kurumların bozulması, ilim ve teknolojinin geride kalması, askeri eğitim eksikliği, önüne geçilemeyen yoğun yolsuzluk ve güç etkisi, Osmanlı İmparatorluğu'nun gerilemesinde ve nihai olarak yıkılmasında çok etkili oldu.

Düşünenlerin Düşünceleri
Türkiye'nin Gizli Sorunu: Ekonomik İşgal RUSYA’DA NELER OLUYOR? Emin Erman: Osmanlı neden Balkanlara Anadolu’dan daha çok önem verdi? Seküler Milliyetçilik ve Türk İslam Sentezi İSVEÇ VE FİNLANDİYA’NIN NATO ÜYELİĞİ Türk Cumhuriyetleri ve Demokrasi: Kırgızistan'daki Darbe Girişimi İddiaları Türkiye’nin Mülteci Sorunu ERDOĞAN’IN YENİ DÖNEMİNDE TÜRK DIŞ POLİTİKASI Seçim Sonrası Dış Politika KÜRTÇÜLÜK DÖNÜŞÜR MÜ, DÖNÜŞTÜRÜLEBİLİR Mİ? Osmanlılar Balkanlar'da İslamlaşmayı Zorladı mı? İSKOÇYA’YA MÜSLÜMAN BAŞBAKAN: KÜRESELLEŞME BUNUN NERESİNDE? 21 Mayıs seçimi ve Batı Trakya Türk Azınlığı Rusya'da Kıpırdanma Henüz Birmiş Sayılmaz DNA Sonuçlarımız ve Etnik Kimliğimiz? TÜRKİYE - MISIR İLİŞKİLERİNİN NORMALLEŞMESİ VİZESİZ AVRUPA VE 300 MİLYAR DOLAR VAATLERİ ÜZERİNE NATO’NUN GENİŞLEMESİ: FİNLANDİYA’NIN NATO ÜYELİĞİ PROF. DR. YUSUF HALACOĞLU: TÜRKİYE'NİN GELECEĞİ İÇİN BU TEDBİRLERİ ALMAK GEREKİYOR BULGARİSTAN SEÇİM SONUÇLARI: Yine, yeniden! Yine, sil baştan... Amerikan Devlet Biyografisi 14 Mayıs Seçimlerinde Küçük Partilerin Rolü Bulgaristan'da Arkası Gelmeyen Seçimlere Tamam mı Devam mı? Türkiye, Biden'ın 2. demokrasi zirvesine davetli listesinden neden çıkarıldı? Balkanlarda Türk Mirası Dağlık Karabağ'ın Sonu: Batının Eylemsizliği Azerbaycan ve Rusya'yı Nasıl Etkinleştirdi? MELEZLEŞEN SİYASET ÇOK DÜŞÜNDÜRÜCÜ! Bektaş Yusuf UKRAYNA’DA MUHTEMEL BAHAR OPERASYONU- 2024 YEREL SEÇİMLER ÖNCESİNDE TÜRK MİLLETİNE UYARILAR!.. TÜRKİYE CUMHURİYETİ BİR TÜRK DEVLETİDİR!.. Türk Üniversitelerinde Afrikalı Öğrenci Sorunu YEMEN, HUSİLER VE KIZILDENİZ GÜVENLİĞİ ERDOĞAN’IN YUNANİSTAN ZİYARETİ İsrail savaşı kazanacak ama Hamas'a karşı savaşı kaybedecek mi? Özgür Özel ya da İtiraz Kültürünün Geri Dönüşü Rusya'da Wagner ile Suriye'de ÖSO Benzerliği İSRAİL HAMAS SAVAŞI 2023 Çipras Kaybedince İstifa Etti, Peki Ya Bizdekiler? Türkiye NATO ve Batı dışında kalmaya hazır mı? Osmanlı’da Gerileme Nasıl Başladı? RUSYA’DA NELER OLUYOR - II Kendi ellerimizle yaktık dünyayı! YENI BALKANLAR VE ESKI SORUNLAR... Yabancı gözü ile Türkiye Ekonomisi Ulaşım Zamları Ve "Rasyonel" Düşünmek Osmanlı İmparatorluğu Neden Sanayileşemedi? Ortaçağ Avrupa’sında din anlayışı, kilise-yönetim ilişkisi ve günümüz Türkiyesindeki durum SURİYE İLE İLİŞKİLERİN NORMALLEŞMESİ RUSYA’DA TERÖR SALDIRISI İsrail Hamas Çatışması Amerika'da Nasıl Algılanıyor?