Dağlık Karabağ'ın Sonu: Batının Eylemsizliği Azerbaycan ve Rusya'yı Nasıl Etkinleştirdi?
Okumakta olduğunuz yazı, 26 Eylül 2023 tarihinde “Foreign Affairs” dergisinde Thomas De Waal, the Author of Black Garden (Kara Bahçe), tarafından kaleme alınmıştır. Yazı Karabağ geçmiş tarihini özetlerken aynı zamanda son Azerbaycan tarafından kontrolünü ve gelecekte bu bölgede neler olabileceğini yorumlayarak tartışıyor. Meselenin batı ülkelerinin kamuoyu tarafından nasıl anlaşıldığını göstermek amacıyla paylaşıyoruz. Tercüme ve paylaşım için Sayın Emin Erman'a teşekkür ediyoruz.

Azerbaycan'da uzun zamandır tartışılan Ermeni yerleşim bölgesi olan Dağlık Karabağ'a yönelik üçüncü savaş, neredeyse başlar başlamaz sona erdi. 19 Eylül günü saat 13.00'te Azerbaycan güçleri, "anti-terör" olarak adlandırdığı operasyonla bölgeye topçu ve insansız hava araçlarıyla saldırmaya başladı. Aylardır süren ekonomik abluka nedeniyle kıtlığın eşiğine gelen Karabağ Ermenileri, 24 saat içinde teslim oldu ve Azerbaycan'ın bölgenin fiili kontrolüne kaldı. Trajedinin bir sonraki aşaması şimdi gelişiyor. 1990'lı yıllarda Balkanlar'da, Karabağ'dan Ermenistan'a giden dağ yolunu araba konvoyları dolduruyor ve binlerce Karabağlıyı taşıyabildikleri kadarıyla birlikte anayurtlarından ayrılıyor. Bu izole nüfusun büyük bir kısmının önümüzdeki günlerde ve haftalarda onlara katılması muhtemel görünüyor; bu, yıllar boyunca bu tür pek çok karışıklığa tanık olan bir bölgede yeni bir fiili etnik temizlik turu anlamına gelebilir. Burada daha büyük, uzun vadeli bir başarısızlık var; birbirini izleyen Batılı hükümetlerin "öncelikle şiddeti önleme ve Ermeniler ile Azerileri bu sert çekişmeli çatışmaya ilişkin adil bir çözüm üzerinde anlaşmaya varma konusunda."

Yerel halk için 35 yıllık coşku, kuşatma, zafer, yenilgi ve liderlerinin birçok ölümcül yanlış hesaplamasından sonra bu sonuç acı bir son. Bu, Karabağ Ermenilerinin Sovyet Azerbaycan'dan ilk kez ayrılmaya çalıştığı 1988 yılında başlayan projenin tamamen yok edildiğine işaret ediyor. Ve bundan da öteye gidiyor: Asırlık Ermeni tarihi ve mirasına sahip bu toprakların kaybı, Ermeniler tarafından yıllarca hissedilecek.

 

Bakü'deki Azerbaycan hükümeti kutlama yapıyor. Zaten bölgedeki tüm siyasi yapıların (yerel başkanlık, parlamento ve seçilmiş belediye başkanı) dağıtılması çağrısında bulundu ve diğer Avrupalı azınlıkların benzer durumlarda elde ettiği türden bir siyasi özerklik sunmuyor. Bunun yerine Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Karabağ Ermenilerine daha önce yapılan statü teklifinin "cehenneme gittiğini" ve masada kalanların henüz tanımlanmamış "eğitim hakları, kültürel haklar, dini haklar ve belediye seçim hakları" olduğunu hatırlattı.

 

Bu koşullar altında bazı yaşlı insanlar Dağlık Karabağ'da kalmayı tercih edebilir ve 1991 yılına kadar orada yaşayan binlerce Azeri geri dönebilir. Ancak otuz yıl boyunca orada inşa edilen tüm yerel kurumlardan geriye çok az şey kalacak veya hiçbir şey kalmayacak.

 

Bu acımasız sonuç aynı zamanda bölgenin müstakbel derebeyinin Rusya'nın oynadığı role dair de sert bir yorum olacak. Bölge teoride Rus barış güçlerinin koruması altında olmasına rağmen, Moskova'nın garantileri sonuçsuz kaldı. Bunun yerine Rusya, yerel halkın, sayıları binlerce kişiden oluşan kendi "savunma güçlerinin" tamamen silahsızlandırılmasını ve bunların Azerbaycan'a tam "yeniden entegrasyonu" konusunda görüşmelere başlamasını kabul ettiği bir anlaşmaya aracılık etti.

 

Sonuçta Moskova'nın tutumu çok önemliydi. Moskova, Ermenistan-Azerbaycan anlaşmazlığını 1988'de başlatmadı ancak dördüncü kez (2016'daki kısa süreli çatışmayı da eklersek) bir ateşkese aracılık etmek için müdahalede bulundu ve bunun için bir bedel talep etti ve kendi gündemini ilerletti.  Bu kez bunun bedeli, Rusya'nın barışı koruma gücünü sahada tutması ve dolayısıyla,  Azerbaycan'da bir dayanak noktası olması olabilir, Batılı arabulucuları (Avrupa Birliği ve ABD) daha da kenara itmek.

Dağlık Karabağ anlaşmazlığının kilit sonuçlarını her zaman diplomasi değil şiddet belirledi. Bunun Ermenistan ve Azerbaycan'daki birbirini dışlayan etno-milliyetçi projelerle büyük ilgisi var; her ikisi de komünist dönemin başlangıcına kadar uzanan istikrarsız bir düzenlemeyi kabul edemez. 1921'de Bolşevikler, Ermenilerin çoğunlukta olduğu vilayete Sovyet Azerbaycan'da özerk statü verdi.

 

1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından, uluslararası sponsorluğundaki müzakereler, Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünü, bir devlet olarak varlığını sürdürebilirliğini, Karabağ Ermenilerinin özlemleriyle dengelemeye çalıştı. Ancak masada olanlar aynı zamanda sahadaki güç kullanımının sonucunu da yansıtıyordu: Ermenilerin baskın konumda oldukları 2020 yılına kadar daha cömert teklifler ve o yıl çatışmanın galip gelmesinden sonra Azerbaycan'a yönelme.

 

2022 yılında Dağlık Karabağ'ın kontrolünü fiilen kaybeden Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Ermenistan'ın bölgedeki toprak iddialarından vazgeçtiğini kamuoyuna açıklamaya başladı. Bunun yerine Azerbaycan'la Avrupa Birliği'nin kolaylaştırdığı görüşmelerde benimsediği formül, meselenin artık Karabağ Ermenilerinin “hakları ve güvenliği” olduğu yönündeydi. Buna karşılık Aliyev, sanki bir hükümetin kontrolü altındaki herhangi bir topluluğa istediğini yapması için tam yetki sağlıyormuşçasına "toprak bütünlüğü" terimini giderek daha sık kullandı ve bunun için Ukrayna'daki savaşı kılıf olarak kullandı. Batılı yetkililer ona bölgenin Azerbaycan'ın yetki alanına döneceğini ancak sabrın gerekli olduğunu söyledi. Eylül ayının ortalarında ABD'li ve diğer Batılı yetkililerden kendisini askeri güce başvurmaması konusunda uyaran telefonlar aldı. Ancak bir kez daha bunu yapmaya karar verdi.

 

Azerbaycan'ın bölgeyi abluka altına alması açısından Rusya'nın rızası çok önemliydi.

Aliyev'in eylemlerinin yerel bir mantığı var. Yirmi yıldır, demokratik olarak seçilmiş yerel yetkililerin bulunmadığı ve azınlıkların çok az resmi korumaya sahip olduğu otoriter bir devletin lideri. Kendisini ulusal bir azınlık topluluğuna özerklik sunmaya zorlayan ve iktidar üzerindeki hakimiyetini zayıflatan bir çatışma çözümü modeli için Batı'nın taleplerini neden kabul etsin?

 

Üstelik Aliyev, ciddiye alması gereken tek gücün Batılı ülkeler değil, Türkiye ve Rusya olduğuna inanıyor. Her ne kadar Türkiye ve Rusya pek çok konuda hemfikir olmasalarda, her ikisi de Batı'nın, geleneksel olarak nüfuz sahibi oldukları bir bölge olan Güney Kafkasya'daki katılımını sınırlamanın faydasını görüyor. Aliyev, Türkiye'nin Dağlık Karabağ'ın tam kontrolünü ele geçirme çabalarını destekleyeceğini, Rusya'nın bunu engellemeyeceğini ve bölgede çok az nüfuza sahip olan Batı'nın onun sahadaki gerçekleri değiştirmesini engelleyemeyeceğini anladı.

 

Aliyev için yıldırım operasyonu aynı zamanda kişisel meşruiyetini daha da güçlendirmek ve 2020 sonbaharında başladığı işi bitirmekle ilgiliydi. Yıllarca Ermenilerin elinde aşağılandığı algısının ardından savaşa geri dönmeyi seçmişti ve Ermenileri ezici bir yenilgiye uğrattı. Sonuç olarak Dağlık Karabağ'daki durumu tersine çevirmeyi başardı ve bu süreçte Azerbaycan'daki tartışmasız lider olarak kendi statüsünü dönüştürdü.

 

2020 savaşının insani maliyeti çok yüksekti; yalnızca altı haftalık çatışmalarda yaklaşık 7.000 kişi öldü. Aynı zamanda büyük bölgedeki etnik dengeyi de yeniden değiştirdi. Bakü'nün zaferi, bir yandan Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ'ı çevreleyen ve Ermeni güçleri tarafından yirmi beş yıldır harap edilen ve işgal edilen bölgelerinin yeniden ele geçirilmesiyle yüzbinlerce Azerbaycanlı mültecinin evlerine dönmesine olanak tanıdı. Ancak geri kalan Karabağ Ermenileri için (sayılarının 60.000 ile 120.000 arasında olduğu tahmin ediliyor) durum her zamankinden daha istikrarsızdı. Ermenistan'a giden tek tedarik yolu olan üç millik Laçin koridoru, onları etnik kardeşlerine bağlayan ince ve savunmasız bir cankurtaran halatıydı. Yolu açık tutmak tamamen küçük Rus barış gücüne ve dolayısıyla Rusya'nın Azerbaycan'la ilişkilerine bağlıydı.

 

Ardından 2022'de Ukrayna'da savaş başladı. Rusya zayıfladı, dikkati dağıldı ve Kafkasya'daki öncelikleri değişti. Rusya'nın güneye giden ana kara yolu olan Azerbaycan, bölgedeki geleneksel Hıristiyan müttefiki Ermenistan'dan daha önemli bir ortak haline geldi. Geçtiğimiz Aralık ayında Azerbaycan Laçin koridorunu kapattığında Rusya'nın rızası çok önemliydi.

 

LAF ÇOK, İCRAAT YOK

 

Eylül ayının şiddete dönüşü aynı zamanda Batı'nın Güney Kafkasya için bir Avrupa güvenlik ve haklar çerçevesi oluşturma yönündeki iyi niyetli ancak çoğu zaman gönülsüz çabalarının başarısızlığını da hatırlatıyor. Batılı diplomatlar, en azından kâğıt üzerinde, onlarca yıldır Dağlık Karabağ'a yönelik, uluslararası hukuk ilkelerine dayanan ve Balkan ihtilaflarının çözümüne dayanan bir yaklaşımı destekliyorlar. Teorik olarak böyle bir çözüm, uluslararası barışı koruma görevlilerini, savaş suçları mahkemelerini, siyasi özerkliği ve nihai barışı içerecektir.

 

RUS HEGEMONYASININ SONA ERMESİ

 

Güney Kafkasya'nın modern haritaları 1918-1921 yılları arasında, Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında çizildi. Ardından Ermeniler ve Azeriler tartışmalı Karabağ, Nahçıvan ve Zengezur bölgeleri üzerinde savaştı, Türk ve Rus orduları içeri ve dışarı yürüdü. Bugün yaşananlar, Avrupa Güvenlik ve iş birliği Teşkilatı ve BM gibi çok taraflı kuruluşların geri çekilmesi ve Batılı aktörlerin uluslararası ilkelere yönelik çağrılarının dikkate alınmaması nedeniyle o zamanlara üzücü bir geri dönüş gibi görünüyor.

 

14 Eylül'de ABD Senatosunda, Biden yönetiminden üst düzey bir yetkili şunları söyledi: "ABD, Dağlık Karabağ'daki Ermeni nüfusa karşı etnik temizlik veya başka zulümler gerçekleştirmeye yönelik kısa vadeli veya uzun vadeli hiçbir eylem veya çabayı desteklemeyecektir. ” Beş gün sonra Azerbaycan askeri operasyonunu başlattı. Ardından 21 Eylül'de BM'de Alman dışişleri bakanı, "Etnik Ermenilerin Karabağ'dan zorla göçü ve yerinden edilmesi kabul edilemez" derken, ABD büyükelçisi de bölgede uluslararası bir misyon çağrısında bulundu. Ancak Karabağlı Ermenilerin kaçışı son günlerde hızlandı.

 

Uluslararası yardım, acil bir sorunun, yerel silahlı kuvvetlerin “silahsızlandırılması” planlarının çözülmesine kesinlikle yardımcı olacaktır. Bir aftan söz ediliyor, ancak Karabağ Ermenilerinin çoğu, Azerbaycan güçlerinin kendilerine karşı iki savaşta savaşmış mevcut veya eski herhangi bir Ermeni askerini keyfi olarak tutuklayabileceğinden korkuyor. Ancak Azerbaycan, Moskova'yla bir anlaşma yapmayı gerektirse bile, her türlü uluslararası varlığı Karabağ'ın dışında tutmaya kararlı görünüyor. Rusya, BM'de ihtiyaç duyulan tek uluslararası varlığın barış güçlerinin olduğu konusunda ısrar etti. (Buna rağmen Rusya, Azerbaycan saldırısını önleyemedi ve altı Rus barış gücü askeri öldürüldü.)

 

Ermenistan potansiyel olarak çatışmanın yeni sınırıdır.

Rusya'nın diğer güçlü kartı ise, hükümlerinin çoğu perişan olmasına rağmen hâlâ yürürlükte olan tek çerçeve anlaşmasının, 9 Kasım 2020'de Rusya'nın aracılık ettiği ve Aliyev, Paşinyan ve Rusya Devlet Başkanı, Vladimir Puti, tarafından ortak imzalanan üçlü ateşkes anlaşması olmasıdır. Tasarının hükümlerinden biri, Rusya'nın FSB güvenlik teşkilatına bağlı sınır muhafızlarının, Ermenistan üzerinden Nahçıvan'a kadar uzanan ulaşım koridorunu korumasıyla ilgili. Rusya'nın Ukrayna'daki savaşı göz önüne alındığında bu, tatsız bir ihtimal. Bir sonraki diplomatik savaş alanı burasıdır. Batılı güçler, ideal olarak BM'nin desteğiyle, 2020 anlaşmasını Rusya'nın vesayetinden alıp daha geniş bir uluslararası şemsiye altına koymaya çalışmalı. Azerbaycan ve Rusya buna direnebilir.

 

Daha da endişe verici olanı, çatışmanın bir sonraki cephesinin potansiyel olarak Ermenistan'ın kendisi olmasıdır. Ülkenin değişken, dürtüsel ama demokratik olarak seçilmiş lideri Paşinyan, Rus hükümetinin ona karşı giderek daha düşmanca davranmasına rağmen direnmeye devam ediyor. Azerbaycan'ın baskıyı sürdüreceğine dair korkular var. Milliyetçi Ermenilerin Azerbaycan topraklarını talep ettiği on yıl önceki durumun ayna görüntüsü olarak, Azerbaycan irredantizmi artık başını kaldırıyor. Geçen Aralık ayında Aliyev birdenbire Ermenistan topraklarına atıfta bulunarak Azerbaycan'ın “Batı Azerbaycan’daki iddialarından bahsetmeye başladı.

 

Mevcut kriz Batı'nın Ermenistan ve Azerbaycan'a yönelik tutumlarını sıfırlıyor. Paşinyan Batı'ya yönelik girişimlerde bulundu, Moskova'ya yönelik hayal kırıklığını açıkça dile getirdi ve Ermenistan'ın Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Roma Statüsünü onaylama niyetini açıkladı; bu, teknik olarak Putin'in Ermeni topraklarına ayak basması halinde tutuklanabileceği anlamına gelen bir hamle. Bu yıl Avrupa Birliği, Azerbaycan sınırına yakın Ermenistan'da bir izleme misyonu konuşlandırdı; bu, Rusya ile sözde müttefik olan bir ülkede bu türden ilk misyondu. Buna karşılık, Azerbaycan'ın Batı'ya olan ilgisi çok daha işlemsel; ulaşım koridorlarına ve Rusya'dan yapılan ithalata alternatif olarak Avrupa Birliği'ne yararlı ancak çok büyük olmayan ekstra gaz hacimleri sağlamaya yönelik bir anlaşmaya odaklanıyor.

 

Karabağ Ermenilerinin kitlesel göçü şimdiden Erivan'da protestoları ateşledi ve bu protestolar önümüzdeki haftalarda Paşinyan hükümetinin hayatta kalmasını tehdit edebilir. Rusya da onun gitmesini isteyecek. Uzun vadede demokratik bir Ermenistan, Batı çıkarları ve Avrupa entegrasyon projeleri açısından kırılgan, otoriter Azerbaycan'dan daha güçlü bir bahis gibi görünüyor. Ermenistan Avrupa ile daha büyük bir anlaşmaya varırsa Kafkasya'yı dönüştürecektir.

 

Ancak Dağlık Karabağ Ermenileri için bu yakınlaşma elbette ki çok geç olacaktır. Bakü'nün kontrolü zaten elindeyken, onların tarihi mirasını koruyacak ve çok sayıda kişinin hayatta kalmasını sağlayacak bir sonucu hayal etmek zor. Yenilgilerin yansımaları, suçlamalar ve insani maliyeti önümüzdeki on yıllar boyunca yankılanacak.

Düşünenlerin Düşünceleri
21 Mayıs seçimi ve Batı Trakya Türk Azınlığı Rusya'da Wagner ile Suriye'de ÖSO Benzerliği RUSYA’DA NELER OLUYOR? Emin Erman: Osmanlı neden Balkanlara Anadolu’dan daha çok önem verdi? Seküler Milliyetçilik ve Türk İslam Sentezi İSVEÇ VE FİNLANDİYA’NIN NATO ÜYELİĞİ Türk Cumhuriyetleri ve Demokrasi: Kırgızistan'daki Darbe Girişimi İddiaları Türkiye’nin Mülteci Sorunu ERDOĞAN’IN YENİ DÖNEMİNDE TÜRK DIŞ POLİTİKASI Seçim Sonrası Dış Politika KÜRTÇÜLÜK DÖNÜŞÜR MÜ, DÖNÜŞTÜRÜLEBİLİR Mİ? İSKOÇYA’YA MÜSLÜMAN BAŞBAKAN: KÜRESELLEŞME BUNUN NERESİNDE? Balkanlarda Türk Mirası SURİYE İLE İLİŞKİLERİN NORMALLEŞMESİ Türkiye'nin Gizli Sorunu: Ekonomik İşgal DNA Sonuçlarımız ve Etnik Kimliğimiz? TÜRKİYE - MISIR İLİŞKİLERİNİN NORMALLEŞMESİ VİZESİZ AVRUPA VE 300 MİLYAR DOLAR VAATLERİ ÜZERİNE NATO’NUN GENİŞLEMESİ: FİNLANDİYA’NIN NATO ÜYELİĞİ PROF. DR. YUSUF HALACOĞLU: TÜRKİYE'NİN GELECEĞİ İÇİN BU TEDBİRLERİ ALMAK GEREKİYOR BULGARİSTAN SEÇİM SONUÇLARI: Yine, yeniden! Yine, sil baştan... Amerikan Devlet Biyografisi 14 Mayıs Seçimlerinde Küçük Partilerin Rolü Bulgaristan'da Arkası Gelmeyen Seçimlere Tamam mı Devam mı? Türkiye, Biden'ın 2. demokrasi zirvesine davetli listesinden neden çıkarıldı? Osmanlılar Balkanlar'da İslamlaşmayı Zorladı mı? İSRAİL HAMAS SAVAŞI 2023 WHATSAPP ÜZERİNDEN VATAN SAVUNMASI! RUSYA’DA TERÖR SALDIRISI MELEZLEŞEN SİYASET ÇOK DÜŞÜNDÜRÜCÜ! Bektaş Yusuf UKRAYNA’DA MUHTEMEL BAHAR OPERASYONU- 2024 YEREL SEÇİMLER ÖNCESİNDE TÜRK MİLLETİNE UYARILAR!.. TÜRKİYE CUMHURİYETİ BİR TÜRK DEVLETİDİR!.. Türk Üniversitelerinde Afrikalı Öğrenci Sorunu YEMEN, HUSİLER VE KIZILDENİZ GÜVENLİĞİ ERDOĞAN’IN YUNANİSTAN ZİYARETİ İsrail savaşı kazanacak ama Hamas'a karşı savaşı kaybedecek mi? Çipras Kaybedince İstifa Etti, Peki Ya Bizdekiler? İsrail Hamas Çatışması Amerika'da Nasıl Algılanıyor? Rusya'da Kıpırdanma Henüz Birmiş Sayılmaz Dağlık Karabağ'ın Sonu: Batının Eylemsizliği Azerbaycan ve Rusya'yı Nasıl Etkinleştirdi? Türkiye NATO ve Batı dışında kalmaya hazır mı? Osmanlı’da Gerileme Nasıl Başladı? RUSYA’DA NELER OLUYOR - II Kendi ellerimizle yaktık dünyayı! YENI BALKANLAR VE ESKI SORUNLAR... Yabancı gözü ile Türkiye Ekonomisi Ulaşım Zamları Ve "Rasyonel" Düşünmek Osmanlı İmparatorluğu Neden Sanayileşemedi? Ortaçağ Avrupa’sında din anlayışı, kilise-yönetim ilişkisi ve günümüz Türkiyesindeki durum İktidarın hataları Türkiye muhalefetine gelecek için umut veriyor Özgür Özel ya da İtiraz Kültürünün Geri Dönüşü