"Ana başta taç imiş
Her derde ilaç imiş
Bir evlat pir olsa da
Anaya muhtaç imiş"
Nasıl unuturum seni anacığım!
Tanrı'nın bile yaratıcılık vasfıyla kendisini temsil etmesi için seni seçtiği eşsiz bir varlıktın annem! Sen ninni söylerken, ak güvercinler odamızda uçuşur, kelebekler konardı yavaşça gözlerime. Sabahları gül koklatarak uyandırırken "nar tanem" derdin bana. Ailemizin tek çocuğu, sizin de kıymetlinizdim. Şimdi ne o dünkü çocuk ne uzun kış geceleri anlattığın masallar ne de nar tanesi kaldı. Sen benim "rüşvetsiz dostumdun" annem!
Nasıl unuturum seni anacığım!
Mahallenin sevilen terzisiydin. İki göz oda kira evimizde, bir köşede kumaşlar biçilmeyi, giysiler duvarda sahibini beklerdi. Dikiş makinesinin tıktıklarına eşlik ederdi Rumeli türkülerin. Arife geceleri yapardın temizliğini. Saçların dağınık, gözlerin uykuluydu. "Yoruldum artık, bütün gün didinip durdum," demezdin yine annem!
Ah, bir evimiz olsa, içindi bütün çaban!Rahmetli şair Ahmet Erhan, kendi sesiyle fısıldıyor bütün annelere ve ben ona eşlik ediyorum:
"Bırak kalsın masada ekmek,
Testide su
Ayna puslu, pencere camı kirli
Bırak kalsın..." demezdin.
Nasıl unuturum seni anacığım!
Zamanın analarına hiç benzemezdin. Beş vakit namazını da kılardın ama dinci değildin. Aydın düşünceliydin. Ödemiş Akşam Kız Sanat Okulu mezunuydun. Bana kibarca doğruları gösteren öğretmenim hem de her şeyimi paylaştığım arkadaşımdın. Farkında olmadan bir hata yapmışsam, komşumuzun kızı Nurten’in üzerinden doğru yolu göstererek hem de onu kötülemeden anlatırdın bana. Sesimi çıkarmazdım ama anlardım benim için söylediğini. Verdiğin ders, mermer zihnime kazınır, bir daha onu yapmazdım. Sadece beni değil kimseyi kırmaz, incitmezdin annem. Seni kaybettiğimizde komşularımız diktiğin elbiselerini giymeden sandığa koyup sakladılar hatıran olarak…
Nasıl unuturum seni anacığım!
Ailemiz sevgi temalıydı ama sanat da vardı yaşantımızda. Hem anne hem baba tarafımın kökleri Rumeli’ne uzanır. Mübadele nedeniyle ailece Kavala’dan Türkiye’ye gelirken anneannem Kavala fotoğraflarını getirmiş, sen de ağız mızıkanı getirmiştin annem.
Baba tarafım ise memleketleri İskeçe mübadele dışı bırakılınca, baskılarına dayanamayıp kaçarak ana vatan Türkiye’ye gelmişler. Saray misali konakları, siyah Ford arabaları, faytonları geride kalmış. Halil Dedem, İskeçe fotoğraflarını getirmiş, babacığım da çok sevdiği udunu. Ödemiş’teki evimizde babacığım udunu kılıfından çıkardı mı sen de anacığım koşar getirirdin ağız mızıkanı. Başlardınız Rumeli türkülerine. Hasret giderdiğinizi bilemezdim…
Nisan ayını hiç sevmem anacığım! 1972; 11 Nisan rüzgârı, çekip aldı seni aramızdan. Sen elli yedisindeydin bense yirmi beşinde. Doyamamıştım sana. Kimseye “Annem öldü” diyemedim, “Anneler Gününde” sınıfta örnek okumayı yapamadım! Çünkü gözyaşlarıma engel olamıyordum. Sensiz kanadımın biri hep kırık anacığım. Senden sonra babacığımı almıştım yanıma. Onunla teselli olmaya çalıştım. Seni anlatırken “Aliye’m benim kokladığım tek gülümdü” der, dalar giderdi… Meğer altı yıl sürecekmiş güzel birlikteliğimiz! 1978; 22 Nisan’da esen rüzgâr da pek sertti. Solmayan gülüne; sana doğru kanatlandı babam. Onun gidişiyle hem öksüz hem yetim kalmıştım!
Babacığımı ve seni çok seviyorum. Sizi ne kadar çok sever ve anlatırsam ömrünüze o kadar yıllar eklenecek. Siz ölmediniz anacığım.Rumeli’den gelirken getirdiğiniz fotoğraflarla hem Karşıyaka’daki evimizin duvarında hem İzmir Buca Göç ve Mübadele Anı Evi’nin salonlarında hem de Öğretmen emeklisi olunca hiç vakit kaybetmeden yazdığım kitaplarımın sayfalarında yaşıyorsunuz.Nefes aldığım sürece sizi yaşatmaya ve Mübadele gerçeklerini anlatmaya devam edeceğim.
Şair demiş ya:
“Bir insan ne zaman ölür?
Ne zaman?
Son kez anıldığı zaman”
Selam size, sevgi size, önünüzde saygıyla eğiliyorum anacığım!
Nar tanen...
Eğitmen-Yazar: Firdevs Tunçay
12Mayıs 2024


