EN UZUN YÜZ YIL
RUMELİ COĞRAFYASINA YOLCULUK (4)

Savaşların birer yıl arayla birbirini takip ettiği, vatan topraklarımızın şehit kanlarını içtiği, göz ağrımız Rumeli’yi kaybettiğimiz “En Uzun Yüz Yıl” denilen 20. Yüz yılın ilk çeyreğidir zaman…

Balkan kepazeliğinden bir yıl sonra bu kez Anadolu göklerini kaplayan kara bulutun adıdır: “1. Cihan Savaşı”  Azametli İngiliz gemileri, topuna tüfeğine güvenip Çanakkale Boğazı’na demir atmış Türklerle kıyasıya savaşmaktadır. Tıpkı çağlar önce Akhaların sudan bahanelerle Truva’nın zenginliklerini yağmalama hayaliyle rezilce saldırdığı gibi. Osmanlı’nın Çanakkale’de yenileceğine öylesine inanmışlardı ki ne de olsa dili, dini, milliyeti birbirine benzemeyen 72 milliyeti vardı. Üstelik karşılarında Balkanlardaki çökmüş ordu, korkak askeri bulacaklarından öylesine emindiler ki…

Bu kez vatanımıza saldırmanın bedelini ağır ödeyeceklerdi ama. Selanik’ten doğan güneş Çanakkale Savaşı’nda gösterdiği kahramanlıkla Mustafa Kemal adını yüreklere yazdırır. Düşman gemilerine bakıp “Geldikleri gibi giderler!” dememiş miydi? 1918’de savaş biter. O uğursuz zırhlılar, bir gece karanlıkta artıklarını geride bırakıp utanç içinde çekip giderler. Çok kan dökülmüş, çok acılar çekilmiştir. Sınırlar yeniden çizilir, topraklar el değiştirir. Çekilen acılar, türkülerle dile getirilir:

“Çanakkale içinde aynalı çarşı

Ana ben gidiyom düşmana karşı, Of gençliğim eyvah

Çanakkale içinde vurdular beni

Ölmeden mezara koydular beni, Of gençliğim eyvah

Acı günler, Yunan Ordusu’nun İzmir’e girdiği gün ( 15 Mayıs 1919 ) başlar Rumeli’nde. Kara bulutlar sarar Rumeli göklerini! Huzur yeniden bozulur. Üç yıl, üç ay, üç gün devam eder savaş. Başladığı şehirde biten tarihte ilk savaştır. Ama asıl felaket Yunan bozgunundan sonra yaşanacakmış meğer. Çete baskınları yeniden başlar; katliamlar, ırza geçmeler, basılan köyler, yakılan ambarlar… Bir milyona yakın Anadolu Rum’u, korku içinde akın akın Yunanistan’a kaçar. Türk ailelerin evlerine yerleştirilirler. Evlerini paylaşan Türk aileler, yeni gelenlerle iyi geçinirler.

Mübadele Fırtınası

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile Yunan Hükümeti arasında, 30 Ocak 1923’te Lozan’da imzalanan “Türk ve Yunan Nüfus Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol”e göre, Türk topraklarında yerleşmiş Rum Ortodoks dininden Türk uyruklular ile Yunan topraklarında yerleşmiş Müslüman dininden Yunan uyruklarının karşılıklı yer değiştirmelerine karar verilir. Rumeli’ndeki Türk aileler Mübadele kararını kaygı ve şaşkınlıkla izlerler.

Mübadele, 20. Yüzyılın en travmatik olaylarından biridir. Tarihte eşi ve benzeri yoktur. Onlara memleketlerini terk etmelerini isteyip istemedikleri sorulmamıştır. Zorunlu bir göçtür bu. Üstelik elli yıl sınır kapıları kapalı kalacaktır mübadillere. Turist olarak bile memleketlerine gitmeleri yasaktır. Çete baskınlarıyla yaşamak zordur; ama yüzyıllardır nesiller boyu yaşadığın memleketinden, evinden barkından, tarlandan bahçenden, geçim kapısı olan işyerinden, ibadet ettiğin kutsal mekânlardan, bir daha ziyaret edemeyeceğin atalarının mezarlarından ayrılmak daha da zor gelir mübadillere…

Bir Türk, bir Yunan, bir de Birleşmiş Milletlerden oluşan Mübadele Komisyonu, Rumeli’deki Türklerin mal varlığını tespit ederler. Türkiye’ye gitme kesinleşince sahip oldukları her şeylerini geride bırakıp birkaç yatak yorgan dengi, birkaç kap kacakla gözleri yaşlı evlerine son kez bakıp yollara düşer mübadiller. Türkler de ağlar Rum komşuları da!.. Mübadele’yi kim ister, kim memleketinden, köklerinden kopmak ister? Selanik ve Kavala Limanları kıyısında onlar için hazırlanmış çadırlarda haftalarca, aylarca gemi sıralarını bekler mübadiller. Ortalık ana baba günü gibidir. Sıraları gelenler tıkış tıkış doldurulur gemilere.

O gün, yüreklerin kanadığı gündür!

O gün, beş yüz yıllık bir tarih bir daha açılmamak üzere kapanmaktadır Ege kıyılarında!

O gün, son nefese kadar hiç sönmeyecek memleket özleminin başladığı gündür!

Feryatlar gökyüzüne yükselmektedir: “Allahaısmarladık Memleketim!”, “Allaha ısmarladık Kalbim!”

Salgın hastalıklar, yeterli doktor, ilaç bulunmayışı, uygun olmayan fiziki koşullar nedeniyle yollarda ölür pek çok mübadil. Ölenleri denize verirler. O zaman gemi düdüğünü çalarmış uzunuzun… Dedeler, nineler, bebekler balıklara yem olur hep! Günler süren bu zor yolculuktan sonra Türkiye’ye getirilen mübadiller, rüzgârda savrulan bir yaprak gibi köylere, kasabalara, kentlere dağıtılırlar! Kimi anne babalar, çocuklarından ayrı yere iskân edilirler. Parçalanan aileler…

Bakalım ana vatanda nasıl karşılanacaklardır?..