Mete Aksoy, ittihatçıların masonlukları üzerine yazmış.
Bize de onun yazdıklarını evirip çevirmek ve büyükler için bir masal haline dönüştürmek kaldı.
Efendim, bendeniz Seniha!
Balkanların şehrazadıyım.
Unutmayın!
Masallar küçükleri uyutmak için yazılır.
Ancak bazı masallar, büyükleri uyandırmaya yarar.
Ve eğer uyanmaya hazırsanız!
Seniha ile büyüklere masallar başlıyor.
***
İttihatçıları seven çoktur, ama onlardan nefret edenler hiç az değildir.
Sorsanız, 600 senelik imparatorluğu 6 senede çarçur eden bir avuç hilal bıyıklı adam!
İttihatçılara yapılan suçlamaların en önemlilerinden biri, onların mason olduklarını söylemek.
Öncelikle şunu söyleyelim.
Ben bir Balkan kızıyım.
Bizim oralardan vatan haini çıkmaz.
İttihatçıların her yaptıkları tartışılabilir.
Ancak kimse onları vatana ihanetle suçlayamaz.
Ancak onları savunuyor olmamız gerçekleri araştırıp ortaya koymamızı engelleyemez.
Gerçekten de genel kanı içlerindeki önemli bazı şahsiyetlerinin mason olduğu yönündedir.
Mesela, Talat Paşa, Cemal Paşa, Maliyeci Cavid, Doktor Nazım ve Doktor Bahattin Şakir için Masonluk iddiaları dile getirilir.
Açıkçası gizli bir cemiyet olduğu için kimin mason kimin olmadığını çok net bilemiyoruz.
Kendi açıklamaları varsa, o başka!
Masonların herhangi bir kişi hakkında şu locamıza kayıtlı açıklamalarına da şüpheyle bakmak gerekir.
Güvenebilmek için tarafsız bir tarihçinin o loca arşivine girip, tarihî belgeleri incelemesine izin verilirse ciddi bazı sonuçlara ulaşılabilir. Bu da masonların gizliliğe önem veren ketum hallerinden dolayı mümkün değildir.
Bununla birlikte, biraz önce söylediğim gibi bazı önemli ittihatçıların mason olduklarına dair bir kanaat oluşmuştur.
Aslında bu hiç garip değildir.
Dünya cumhuriyetler tarihini, demokrasi tarihini bilenler için tam aksine normal bile karşılanabilir.
Tarih boyunca monarşilerin yıkılıp, cumhuriyete veya demokrasiye, yani halkın egemenliğine dayalı yönetim sistemine geçişin en büyük mimarları ve eylem adamları tüm dünyada masonlardır.
Ezoterik gizli cemiyetleri iyi bilenler için bu durum çok nettir.
Herkes Fransız İhtilâlini konuşur. Fakat aslına bakarsanızi Fransız İhtilâlinden önce daha büyük bir ihtilâl Amerikada olmuştur. 1776'da, Fransız ihtilâlinden 13 yıl önce gerçekleştirmiştir ve Amerika bu ihtilâlle İngiltere boyunduruğundan çıkarak bağımsızlığını ilan etmiştir.
Bu ihtilâli yapan önemli şahsiyetlerin nerede ise hepsi masondur. Bu çok açıktır. Bilinen gerçeklerdendir.
Amerikadan 13 yıl sonra Fransız İhtilâli gerçeklemiştir. Bu İhtilâlinin mottosu hürriyet, eşitlik, kardeşlik idi.
Peki, masonların en ünlü mottosu nedir? Tabiî ki aynı şekilde hürriyet, eşitlik ve kardeşlik!
18, 19 ve yirminci yüzzyıllardaki monarşilerin yıkılıp cumhuriyete, demokrasiye geçiş hareketlerinin çoğunda benzer parolayı, aynı grubu, yani masonları göreceksiniz.
Bunu da masonları eleştirmek için söylemiyorum.
Sizi bilmem ama açıkçası bir sultan veya kral altında yaşamak istemezdim...
Hayatımın kralı benim çünkü...
Konuya dönecek olursak:
Peki, 1908'deki ikinci meşrutiyetin mottosu ne idi? Evet bildiniz: Hürriyet, müsavat, adalet!
Yani hürriyet, eşitlik, adalet.
Bizimkiler kardeşlik yerine adalet koymuşlar. Bu aynı zamanda ittihatçıların da çoğunluğunun kullandığı bir parolaydı.
Görüldüğü gibi, monarşilerden cumhuriyete, demokrasiye geçişte tüm dünyada masonlar çok önemli rol oynamışlardır.
Bizim tarihimizde ise masonlar, ittihatçılara daha çok lojistik destek sağlamıştır.
Mason localarının aynı zamanda başka ülkelerde bağları vardı ve Abdülhamit istediği locaya istediği zaman baskın yaptıramıyordu.
Bu da ittihatçılara monarşiyi yıkıp, meşrutiyeti getirmek için gizli toplantılar yapmalarına imkân sağlıyordu.
İttihatçılarla, masonlar arasındaki ilişkinin en pratik yanı buydu.
Bununla birlikte, günümüzde masonluk denilince akla başka şeyler geliyor.
İlluminati!
Horusun gözü!
Lusifere tapma!
Ve bunlara benzer bir çok garip konu!
Oysa, masonluğun en önemli şartlarından biri, Tanrıya inanmaktır.
Ateistler asla mason olamaz.
Üyeliğe almazlar.
Tanrıya evrenin ulu mimarı derler.
Fakat karşı iddialara göre bu ulu mimar lusifer veya buna benzer şeytansı varlıklardır.
Gerçekten öyle midir derseniz bunları ben bilemem.
Tanıdığım bazı masonlara sordum, gülme krizi geçirdiler.
Elbette benim sorduklarım kalfa olanlar filan. Düşük dereceliler yani...
Bazı yazarlara sorarsanız kalfalar bilmezler bu işleri!
Ancak otuz üçüncü dereceye gelenler lusiferi bilirmiş.
Hatta ben 33'ten sonra doksan dokuzuncu derecenin geldiğini söyleyen yabancı yazar bile varmış.
Şimdi bu garip hikâyeler ortada gezdiği için, konuyu bilmeyen bir çok cahil ittihatçılarla masonluğu yanyana getiriyor.
Böylece sözde kötü adamlar algısı yaratacaklar.
Şurası açık: İttihatçıların masonluğu çok yüzeyseldir. Monarşi karşıtlığı ve bu bağlamda localarda organize olabilmek için lojistik destek almak şeklindedir.
Zaten 1908'de mason localarının hep dışarıda olmasından rahatsız olup, Tokatlıyan otelinde gizli toplantı yaparak, yerli loca kuruyorlar.
Adamların masonluğu buraya kadar yani. Üstelik meşrutiyet ilan edildikten sonra, bazı fikirleri denedikten sonra Türkçülük fikrinde karar kılıyorlar. Hatta devleti yaşatmak ve hatta büyütmek için dünyanın bir çok coğrafyasında vuruşuyorlar.
Masonlar gerçekten lusifere mi tapar bilmiyorum ama şunu kesin biliyorum:
İttihatçılara siz şeytana mı tapıyorsunuz diye sormaya kalkarsanız siiahlarının tetiklerini çekerler ve herhalde sizi oracıkta alnınızın ortasından vururlardı!


