Terörün Bitişi: Gerçek Çözüm Nerede Saklı?

Son günlerde kamuoyu ve siyasi partiler, Devlet Bahçeli’nin gündeme taşıdığı İmralı ziyareti tartışmasına kilitlenmiş durumda. Toplumun her kesiminde farklı yaklaşımlar ses buluyor: Bir yanda “terörün durması için her kapı aralanmalı” diyenler, diğer yanda binlerce canın kaybından sorumlu bir örgüt liderinin ayağına gidilmesine kesin bir dille karşı çıkanlar… Ancak dikkat çeken nokta şu ki, her iki taraf da meselenin derinliğini gerektiği kadar irdeleyemiyor. Sanki yine buzdağının yalnızca suyun üzerinde kalan küçük kısmı konuşuluyor; oysa asıl mesele, görünmeyen ve çözülmesi çok daha çetin olan dipteki devasa kütlede saklı.

O nedenle bu yazıda, yıllardır ülkemizin en ağır sorunlarından biri olan terörün, yalnızca bir İmralı görüşmesiyle sona erdirilemeyeceğini; meselenin arkasında yatan karmaşık, çok katmanlı ve çoğu zaman dile getirilmeyen gerçekleri daha sakin, daha analitik bir çerçevede ele almaya çalışacağız.

Kırk yıla yaklaşan bir süredir ülkemizin en ağır yüklerinden biri terör oldu. Bu süreçte nice ocak söndü, nice yuva dağıldı, toplumun belleğinde kolay kolay silinmeyecek derin yaralar açıldı. Zaman zaman umut veren girişimler oldu, zaman zaman sertleşen operasyonlar… Her hükümet döneminde farklı yollar, farklı yöntemler denendi. Ancak sorunun kökleri öylesine derine uzanıyor ki, sadece iç gelişmelerle açıklamak ne mümkün ne de yeterli.

Son günlerde yeniden gündeme gelen yeni bir ziyaret, İmralı’da yapılan ve içeriği gizli tutulan görüşme, siyasetin kulislerinde dolaşan söylentiler toplumumuzda ister istemez bir soru işaretini büyütüyor: Bu kanlı düğüm gerçekten kimin elinde çözülür? Bir başka deyişle, terörü durduracak olan irade kimdedir, kimlerdedir?

Bu soruya duygusal yaklaşırsak cevap kolay görünür; fakat gerçek, duygularımızdan değil, sahadaki güç dengelerinden beslenir. Bugün artık açıkça görülüyor ki PKK, sadece dağlarda barınan bir yapılanma değildir. Suriye’de, Irak’ta, Avrupa’da ve özellikle de ABD’nin bölgesel hesaplarında taşeron bir aktör olarak kullanılan, çok katmanlı, uluslararası bağlantıları güçlü bir yapıya dönüşmüştür. İpin ucu bugün Öcalan’da değil, daha yukarıda, özellikle de Washington’ın bölgedeki stratejik tercihleri arasındadır. ABD, isterse bu desteği bir günde keser; istemezse yıllarca aynı oyunu farklı sahalarda sürdürebilir. Dolayısıyla mesele yalnızca bir kişinin İmralı’da ne söylediği veya kimin ziyaret ettiği değildir. Asıl mesele, ülkemizin stratejik çıkarları ile küresel güçlerin Orta Doğu’daki hedefleri arasındaki büyük gerilimde gizlidir.

Peki PKK ile hiçbir şekilde konuşmadan terör bitebilir mi? Evet, bitebilir; ancak bunun da bazı şartları vardır. Öncelikle, örgütün uluslararası destek damarları kesilmeden kesin bir çözüm mümkün değildir. ABD’nin Suriye’de PYD/YPG üzerinden kurduğu düzen değişmeden, Avrupa ülkelerinin politik korumaları son bulmadan ve Irak ile Suriye’deki otorite boşluğu tamamen kapanmadan hiçbir terör örgütü kendi başına çökmez. Bu, dünyanın her yerinde böyledir. Uluslararası destek, besleme kesilmedikçe hiçbir yasadışı yapı tümüyle yok olmaz.

Bunun yanında, içeride güçlü bir toplumsal zemin oluşturmak da en az dış denge kadar önemlidir. Ülkemizin vatandaşlarının kendisini eşit, adil ve güvende hissettiği bir toplumsal düzen kurmak, terörün beslendiği duygusal ve sosyolojik çatlakları doğal olarak kapatacaktır. Kimliğin, kültürün, dilin bir çatışma unsuru değil, toplumun zenginliği olarak görüldüğü bir iklim, örgütün propaganda alanını daraltır. Ülkemizin doğusunda da batısında da gençlerin geleceğe güvenle baktığı bir ortam yaratılmadıkça, askeri başarılar uzun vadeli bir barışa dönüşmez.

Aynı şekilde, bölgesel güvenlik düzeni kurulmadan da kalıcı bir sonuç beklemek zordur. Irak’ın kuzeyindeki dağınık yapı toparlanmadan, Suriye’deki siyasi çözüm netleşmeden, ülkemizin sınır güvenliği uluslararası mutabakatlarla güçlendirilmeden hiçbir düzen kalıcı olmaz.

Bu gerçekler bize şunu gösteriyor: Terörle mücadelede yalnızca askeri yöntemlere yaslanmak eksik kalır. Operasyonlar elbette gereklidir, caydırıcı güç (askeri) olmadan hiçbir mücadele sürdürülemez; fakat sadece operasyonlarla sorun kökten çözülmez. Kökü kurutan, güvenliği sağlayan kadar adaleti ve umudu da büyüten politikalardır.

ABD ile bu konuda uyum sağlamak mümkün mü? Zor, ama tamamen imkânsız değil. Ülkemizin masadaki gücü, sahadaki kararlılığı kadar içerideki demokratik dayanıklılığından gelir. Bir ülke içeride ne kadar adil, huzurlu ve güçlü ise, uluslararası arenada o kadar söz sahibi olur. Bugün dünyanın en etkili güçleri bile bir sorunu çözmek için önce iç kamuoyunda sağlam bir zemin ve destek arar. Kırk altı yıldır ABD’de yaşayan biri olarak bunu en iyi bilenlerdenim!  Ülkemiz de içerde bu zemini güçlendirdikçe, dışarıda daha dik ve daha etkili bir pozisyon alabilir.

Sonuç olarak, terörün bitişi ne sadece bir kişinin ağzından çıkacak söze ne tek bir siyasi hamleye ne de gizli bir görüşmenin sonucuna bağlıdır. Bu sorun, uluslararası dengelerden ülkemizin iç bütünlüğüne, ekonomik eşitsizliklerden diplomatik ilişkilere kadar pek çok halkadan oluşan büyük bir zincirin ürünüdür. Bu nedenle çözümü de çok boyutlu, uzun vadeli ve kararlı bir iradeyi gerektirir.

Gerçek barış; akılla, adaletle, stratejiyle ve milletin ortak vicdanıyla mümkündür.