Bazen ülkenin gündeminde yer alan olaylar, sadece kendi bağlamları içinde değil, daha geniş bir çerçevede düşünülmeyi hak eder. İznik toplantısının tartışıldığı bir dönemde Barzani’nin Cizre ziyareti de böyle bir örnek oluşturdu. Bu ziyaretin ardından ortaya çıkan görüntüler, diplomatik teamüller ve kamuoyunun hassasiyetleri açısından çeşitli soru işaretleri doğurdu.
Burada bir hatırlatma yaparak başlayalım. Türk kamuoyu, Papa'nın 7 Mart 2021 tarihindeki Erbil ziyareti şerefine Irak Kürt Bölgesel Yönetimi tarafından bastırılan pulda Papa'nın başının üzerinde ve arkasında bulunan haritada Hatay, Sivas, Erzurum, Kars gibi birçok il, sözde Büyük Kürdistan haritasına dâhil edilmiş halde gösterildiğini tabiki anımsıyor.
Papa’nın dini ziyaretleri ile Barzani’nin kültürel temaslarının zamanlamasının birbiriyle ne kadar ilişkili olduğunu kesin olarak bilemeyiz; ancak bu ardışık buluşmalar, ister istemez zihinlerde bazı soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Tarihte yaşanan gelişmelerin gölgesinde insanın merak etmesi, doğal bir refleks.
Yine de asıl önemli olan, bu süreçleri sağduyu ile izlemek ve peşin hükümlere kapılmadan, olup biteni geniş bir perspektiften değerlendirebilmektir.
Konumuza dönersek, uluslararası ilişkilerde bilinen bir kural vardır: Bir ülkeyi ziyaret eden yabancı bir heyetin güvenliği, ev sahibi devletin sorumluluğundadır. Bu, ülkelerin karşılıklı saygı ve egemenlik anlayışlarının temelini oluşturan, yıllardır kabul gören bir uygulamadır. Bu nedenle Barzani’nin bazı Peşmerge unsurlarıyla Cizre sokaklarında görülmesi, toplumda doğal olarak farklı yorumlara neden oldu. Bir kısmı bunun bölgesel şartların gerektirdiği bir tedbir olduğunu düşünürken, bir kısmı da görüntünün sembolik olarak rahatsız edici olduğunu ifade etti.
Tam da bu noktada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başdanışmanı Mustafa Akış’ın yaptığı açıklama, konuyu daha anlaşılır bir zemine oturtuyor:
“Mesud Barzani’nin ne mevcut Kuzey Irak yönetiminde ne de Irak Merkezi Hükümeti’nde resmi bir pozisyonu bulunuyor. Ayrıca, ülkemize bir devlet başkanı dahi gelse tören subayı/yaveri haricindeki hiçbir koruma görevlisi askeri üniforma giyemez ve tabanca dışında uzun namlulu silah ile görevini ifa edemez.”
Bu ifade, yaşanan durumun neden kamuoyunda şaşkınlık yarattığını izah eden, devlet protokollerinin sınırlarını hatırlatan sakin bir değerlendirme niteliği taşıyor. Bu yönüyle açıklama, tartışmayı sertleştirmek yerine kurumsal çerçeveyi nazik bir dille ortaya koyuyor.
Lakin, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise duruma sert bir üslupla tepki göstererek, “Yabancı üniformalı askerlerin dolaşması tam bir rezalettir” ifadelerini kullandı.
Bahçeli’nin bu sözleri sarf ettiği sırada, Barzani Ofisi'nden yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı: “Başkan Barzani’nin ziyareti için alınan tüm güvenlik detayları ve tedbirleri, Kürdistan Bölgesi ile Türkiye’nin ilgili kurumları arasındaki protokol mutabakatına göre uygulanmıştı”.
Öte yandan Barzani’nin ziyaretini yalnızca sosyal platformdaki görüntüler üzerinden okumak da eksik olur. Bölgenin hassas dengeleri, ülkemiz ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi arasındaki ekonomik ve siyasi ilişkiler ve uzun yıllara dayanan iletişim kanalları düşünüldüğünde, bu ziyaretin farklı amaçlara hizmet eden bir boyutu olduğu da açıktır. Ülkemiz, bölgedeki istikrarın sürmesini önemserken; Erbil yönetimi de Ankara’yla olan ilişkilerini koruma çabasında olabilir. Bu açıdan bakıldığında ziyaretin niyetiyle, ortaya çıkan sembolik görüntüler arasında bir mesafe bulunduğunu söylemek mümkün.
Yine de Cizre’deki o kısa an, bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Devletler sadece sınırlarıyla değil sembollerle de var olur. Halkın hassasiyeti, devletin vakarına duyulan saygı ve diplomatik görgü, uluslararası ilişkilerde en az ekonomik veya siyasi hesaplar kadar önemlidir. Bu nedenle yaşananların, bundan sonraki süreçte daha hassas şekilde ele alınması, toplumdaki kaygıları azaltacak, iletişimi güçlendirecek bir yaklaşım olacaktır.
Sonuç olarak, İznik toplantısından çıkacak dersleri konuşurken Cizre’deki görüntünün de bize söylemek istediği bazı şeyler olabilir.
İster istemez insan sormadan edemiyor:
Bu bir diplomatik gaf mıydı, stratejik bir hesap mıydı, yoksa ülkemizin itibarına yönelik örtülü bir meydan okuma mı?
Belki de asıl mesele, karşılıklı ilişkilerde daha özenli, daha dikkatli ve daha saygılı bir iletişim dilinin gerekliliğini bir kez daha hatırlamaktır.
Bazen küçük görünen anlar, büyük soruların kapısını açar, gürültülü değildir, ama yine de düşünmemizi sağlar. Cizre’deki görüntü de işte tam olarak böyle bir çağrı niteliği taşıyor: “Dengeyi koruyalım, sembollerin gücünü unutmayalım.”
Cizre’deki yukarda özetlediğimiz konunun yanı sıra kamuoyunda tartışma yaratan bir diğer husus da Barzani ziyaretinde, onu koruyan silahlı Peşmergelerin ve sempozyuma katılan heyetin Kürt bayraklarıyla karşılanmasıydı. Bu sembolik görüntü, doğal olarak farklı yorumların doğmasına ve yeni soruların gündeme gelmesine yol açtı. Bu konuyu ise bir sonraki yazımızda daha geniş bir çerçevede ele alacağız.


