103 Yıl Sonra Aynı Sızı, Aynı Direnç

Mübadele olalı tam 103 yıl oldu.

Takvim yaprakları eksildi ama geride bırakılan evlerin, yarım kalan hayatların ve içe atılmış hasretlerin izi hiç silinmedi.

Benim için mübadele, sadece bir tarih başlığı değil.

Hem anne hem baba tarafımdan ailem, Yunanistan’dan kopup Türkiye’nin Bafra ilçesine yerleşmiş mübadillerden. Yanlarında ne servet vardı ne de gelecek garantisi… Sadece hatıralar, birkaç eşya ve “belki döneriz” diye saklanan bir umut.

Kolay olmadı.

Uzun yıllar geriye dönme düşüncesiyle yaşadılar. Her yeni bahar, her deniz kokusu, her rüzgâr onlara geride kalan evleri hatırlattı. Ama zaman, insanı acıyla da olgunlaştırıyor. Bir gün fark ettiler ki, o yollar artık tek yönlüydü. Gittikleri yerlere dönmek, sadece hayallerde mümkündü.

İşte o an, bir kırılma noktasıydı.

Geriye bakmayı bırakıp hayata sarıldılar. İşlerine, ailelerine, çocuklarına… Evlerini, ocaklarını, emeklerini büyüttüler. Kayıp bir yurdun yasını tutarken, yeni bir vatanın temelini attılar.

İyi ki de öyle yaptılar.

Çünkü geri dönmek hiçbir zaman mümkün olmadı. Ama kök salmak mümkündü. Ve onlar bunu başardı. Türkiye’de yerleştikleri topraklar, zamanla sadece barınak değil; karın doyuran, umut veren, çocuk büyüten gerçek bir vatan oldu.

Bugün 103 yıl sonra geriye baktığımızda şunu görüyoruz:

Mübadiller, mağduriyetleriyle değil, dirençleriyle anılmayı hak ediyor. Kaybettiklerine ağladılar ama hayata küsmek yerine üretmeyi seçtiler. Sessizce, gösterişsizce ama onurlu bir şekilde…

Bu yıldönümü vesilesiyle şunu hatırlamak gerekiyor:

Mübadele bir göç değil, bir kopuştur. Ve bu kopuşun bedelini en çok susarak ödeyenler, bu ülkenin sessiz mimarları olmuştur.

103 yıl geçti…

Hasret hâlâ canlı. Ama aynı zamanda emek, sabır ve kök salmış bir aidiyet de dimdik ayakta.

Ruhları şad olsun.

Bize yalnızca bir yurt değil, dayanmanın ne demek olduğunu da miras bırakan mübadillerimizin önünde saygıyla eğiliyorum.