Azerbaycan'ın zaferi aynı zamanda Moskova'nın Ukrayna işgalinden dolayı dikkatinin dağıldığı ve iki bölgede siyasi ve askeri kaynakları aynı anda kullanamadığı bir dönemde geldi. Rusya, Azerbaycan’ın bölge üzerindeki egemenliğini kabul ederek Ermenistan’ı yüzünü Batı’ya çevirmekle suçluyor ve bunun iki ülke arasındaki ilişkilere zarar vereceğini vurguluyor.
Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan’ın kontrolüne geçmesi ile bölgede yasayan 120.000 Ermeni vatandaş can güvenliklerinin tehlikede olmasını gerekçe göstererek evlerini ocaklarını terk ederek anavatan kabul ettikleri Ermenistan’a büyük konvoylar eşliğinde göç ettiler.
Ayni trajedi 30 yıl evvel bu defa Karabağ ve çevresindeki bölgede yasayan bir milyon Azerbaycan vatandaşının Ermeni ordusu tarafından göçe zorlanması ile vuku bulmuştu. 1990'lı yıllarda Karabağ'dan Azerbaycan’a giden dağ yolları Azerbaycan vatandaşlarının canlarını kurtarmak için kaçış güzergâhı idi.
Ermeni’lerin bu ricat görüntülerini televizyonlarda ve videolarda seyrettikçe birçok benim gibi mübadil özgeçmişe sahip vatandaşlar gibi banada dolayısı ile kendi ailemin 1924’lerde Yunanistan’daki evlerini, tarlalarını, mezarlarını, mal ve mülklerini, ve en önemlisi 500 yıllık birikimlerini bırakarak o zamanların şartları altında canlarını kurtarmak için sırtlarında eşyaları çoğu yürüyerek, manda ve öküz arabaları, at arabaları ile yağmur çamur içinde çıplak ayakları ile yaptıkları göçü ister istemez bir daha hatırlattı. Göç hangi şartlar altında olursa olsun zordur, onun getirdiği her türlü fiziki zorluğa katlanılır ama bilinmeyene yolculuk yapıldığı için manen en yıpratıcı aşamadır. Bizim çocukluğumuz analarımızın, Babalarımızın zorlu göç anılarını, memleket anı ve özlemlerini dinlemek ile geçtiği için şimdilerde ayni şeylere maruz kalanların ıstırap ve acılarını anlayabiliyoruz.
Bu meyanda kardeş Azerbaycan’ın hâkli davasını destekleyerek her ne kadar Karabağ’da sonuç olarak hak yerini bulmuştur desek bile evlerini ocaklarını terk edenlerin acılarına katılmamak, üzülmemekte elde değil.
Bilhassa böyle göç kafilelerinin büyük bir kısmıda daha henüz hiçbir şeyi idrak edemeyen masum çocuklar olduğu için onların yollarda ve gittikleri yerlerde aç susuz kalmaları bulaşıcı hastalıklara yakalanması her ne milletten olursa olsun çok esef verici arzu edilmeyen bir durum tabiki.
Sonunda bölgeye barış gelecekmi?
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev 20 Eylül'de televizyonda yayınlanan ulusal konuşmasında şunları söyledi: “Barışa, karşılıklı anlayışa ve karşılıklı saygıya dayalı bir yaşamı birlikte bütünleşerek inşa etmeyi amaçlıyoruz. Bizim Ermeni halkıyla hiçbir sorunumuz yok. Hiçbir düşmanlığımız yok."
Ertesi gün Ermenistan'ın bağımsızlık günü vesilesiyle ülkesine seslenen Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan da barıştan ve ona giden zorlu yoldan bahsetti: “2021 yazında sizlerin oylarıyla Ermenistan Başbakanı seçildim. Ermenistan Cumhuriyeti'nin barışçıl, demokratik, müreffeh, yaratıcı ve mutlu geleceği, bu zorluklara göğüs gerdiğimiz, uğruna bu yolda yürüdüğümüz hedeftir.”
Bu beyanatlar 30 yıl evvel bu bölgeyi terk etmek mecburiyetinde kalan Azerbaycanlılar dahil olmak üzere buralardan son olarak evinden ocağından olan Ermeni’ler içinde ümit ışığı mesajları içeriyor.
Ülkeler arasındaki ilişkilerde değişen gidişat ve her iki liderin de barıştan bahsetmesi nedeniyle, bölgesel barış aktivistleri, geleneksel barış inşasının doğasının bu savaşla birlikte değiştiğini ve sivil aktivistler arasında barış inşasına yönelik yaklaşımları yeniden düşünmenin zamanının geldiğini göz ardı etmedi.
Bu barış çağrılarına rağmen bazı barış aktivistleri her iki tarafında birbirlerine güvenmediklerini hem Ermenistan’ın hem de Azerbaycan’ın barışa vede nihai çözüme ne kadar bağlı ve istekli olduklarını hala sorgulamaya devam ediyorlar.
Ermeni yanlısı aktivistlerin sorularından biri de Dağlık Karabağ'dan ayrılmamaya karar veren Ermenilerin geleceğidir. “Teorik olarak belirli kültürel haklara sahip olacaklar ancak Azerbaycan’ın resmi olarak uyguladığı düşmanca milliyetçilikten barış içinde bir arada yaşamaya dönüşeceğini varsaymak saflık olur” diyorlar.
Azerbaycan’ın Karabağ’ı kontrol altına almasından hemen sonra ABD'li yetkililer beyanatlarında, özellikle tehlikeli bir alevlenme olduğuna inandığı kriz diplomasisi izlediğini belirterek, Dışişleri Bakanı Antony Blinken'in muhtemelen önümüzdeki 24 saat içinde krizi etkisiz hale getirmek için devreye gireceğini söyledi. Lakin Israil Filistin savaşı ile oldukça meşgul olan ABD Karabağ sorununa şimdilik askıda tutuyor.
Lakin unutmamak gerekirki, yakın geçmişte Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi, ABD'nin yenilenmiş kararlılığının bir göstergesi olarak bir kongre heyetini Ermenistan'a götürdü ve bu da onu ülkeyi ziyaret eden en üst düzey ABD'li yetkili yaptı. Bu acaba ABD’nin bu bölgede söz sahibi olmaya çalıştığının bir göstergesimi? ABD Ukrayna, Rusya savaşına müdahil olduğu gibi Güney Kafkasya dada söz sahibi olmaya çalışabilir mi?
Bunun yanında, BM Güvenlik Konseyi toplantısı talep eden Fransa, ortaklarıyla birlikte güçlü bir yanıt vermek için çalıştığını söylerken, Almanya da Azerbaycan'ın askeri harekata başvurmama sözünü tutmadığını söyledi.
Beyanatlar veriliyor, lakin Batı ülkeleri nasıl bir yol izler? Hali hazır durumu kabul ederek barışçıl bir çözümmü ister veya tekrar bir çatışmayı körüklermi? Onlarda biliyorlar ki böyle bir çatışma, Güney Kafkasya bölgesini istikrarsızlaştıracak ve günde yaklaşık sekiz yüz bin varil petrol üreten Azerbaycan'ın Orta Asya ve Avrupa'ya petrol ve gaz ihracatını potansiyel olarak sekteye uğratacaktır.
Almanya bilindiği gibi, geçen yıl (2022’de) Azerbaycan ile 2025’e kadar geçerli olan bir doğal gaz antlaşması yapmıştı. Rusya’nın Avrupa ülkelerine doğal gaz ihracatını kesmesi dolayısı ile Azerbaycan doğal gaz’ı Avrupa memleketleri için hayati derecede önemli olduğu tartışılmaz, bu dolayısı ilede onların Karabağ kararlarında etkili olacaktır.
Görünen oki tüm Batı ülkeleri dikkatlerini şimdilik Israil Filistin krizine yönlendirdiler. Bu Karabağ krizinin Bati için o kadar mühim bir sorun olmadığının göstergesi midir? Hem evet hem hayır! Erivan ile Bakü arasında çözülmemiş konular, özellikle de sınırların çizilmesi, ticaret koridorlarının açılması ve istikrarlı bir Güney Kafkasya için nihai bir barış antlaşmasına varılmasına yönelik mekanizmalar için tarafların olduğu gibi Israil Filistin savaşı ile meşgul olan ABD ve Bati vede Ukrayna ile meşgul olan Rusya’nında çok daha vakte ihtiyacı olduğu gerçek, gelişmeleri zaman içinde göreceğiz.
Özet olarak, Türkiye, Rusya ve Azerbaycan arasında hangi şartlarda anlaşma yapıldığını bilmiyoruz, lakin Rusya’nın böyle bir anlaşma ile Azerbaycan’ın saldırısına izin verdiğini ve Karabağ’ı fiilen kontrol almasına ses çıkarmadığını söyleyebiliriz. Güney Kafkasya’da Ukrayna benzeri bir savaş çıkarılması bölgeyi sonucu olmayan derin kaoslara sürükleyebilir.
ABD ve Batı ülkeleride şu anlarda ülkelerindeki Ermeni diasporasına şirin görünmek için onların hoşlanacağı dilden beyanatlar vermekteler. Tabiki zaman içinde bölgedeki gergin atmosfer soğumaya başladığında menfaat ilişkileri daha ağır basacak ve Batı ülkeleri Azerbaycan’a olan politikalarını gözden geçirmeye başlayacaklardır. Unutmayalım ki ülkeler arasındaki ilişkiler tamamen çıkar ve menfaat odakları üzerine kurulmuştur.
Bölgede barışın tesis edilmesi isteniyorsa, ABD ve AB memleketleri Türkiye’deki 6 milyon Suriyeli mülteciyi finanse ettiği gibi, Ermenistan’a göçen 100.000 Karabağlı Ermeni mültecilerininde barınma ve bakim ihtiyaçlarınıda üstlenebilirler. Barış ve bölgenin istikrarı için yapılması gerekende budur.
Bölge ve bölge halkına gelince, Birinci Dağlık Karabağ Savaşı'nın ardından on yıllar boyunca iyileşmek için mücadele ettiler; bunu başarabilecekler mi, bunu da zaman gösterecek.
Emin Erman


