Evime birkaç kilometre uzaklıktaki tren yoluna doğru yürüdüm. Tren yolu küçük bir Çay’a paralel gidiyor ve çayın üzerinden de 100 metre kadar uzunluğunda bir tren yolu köprüsü var.
Sabahın bu saatinde elbette boş olan bu alana vardığımda, onu çayın karşı tarafındaki diğer alana bağlayan bu küçük tren köprüsüne çıktım.
Oraya varmadan önce duyabildiğim tek şey kendi nefesim ve ayakkabılarımın tren yolu taşlarına vurduğu sürtünme sesi idi.
O anda tahta tren yolu köprüsünün üzerinde durup suya bakarken doğanın güzelliğini seyredip gelen sesleri dinlemeye başladım. Kuş cıvıltılarının yanında, kurbağaların alçak vızıltıları, hızlıca akan suyun altında boğulan cırcır böceklerinin müziği altında azalıyordu.
Küçük nehrin her iki yakasında yüksek ağaçlar ve çalı yığınları vardı. Minyatür bir orman gibiydi. Ağaçlardan birinin yanında yavru yaban kazları ile uyuyan bir anne kaz ve hemen yakınlarında onları koruma görevi üstlenen baba kazı görebiliyordum.
Berrak suyun aheste aheste akışını seyrederken dalıp gidiyor, çocuk yaşlarımda Bafra’da bahçemizde Kızılırmak nehrinin bulanık kızıl sularının akışını hatırlıyor ve tabiatın bahşettiği bu güzel manzarayı doyarak seyrediyorum. Köprünün tahtaları kırmızı olan zeminine oturuyor ve ayaklarımın köprünün çitlerinin arasında sallanmasına izin veriyorum.
Bir süreliğine huzur içindeyim. Üzüntü, negatif düşünce, hayal kırıklığı veya stres diye bir şey yok. Sadece ben, doğa ve güzel düşüncelerim var, dünya benim iç rahatlığım, huzurum için askıya alınmıştı.
Bir müddet sonra bir rüya gibi ayağa kalkıyorum, kaz çiftine ve yavrularına yakın nehrin karşı tarafındaki ağaçlık alana geçiyorum ve anı damgalamak için kendime hatıra olarak götürebileceğim bir şey arıyorum. Yerde yanımda kahverengimsi yeşil bir kaz tüyü var.
Güneşi gökyüzünün tepesine ulaşma yarışında yenmek için eve yürümeden önce onu alıp cebime koyuyorum.
Evime vardığımda oturma odasına geçip pencerenin önündeki kanepeye oturarak tekrar dışarıyı gözlerim bazen açık bazen kapalı seyrederken nehir kenarındaki bir saatlik huzurumu düşünmeye başlıyor, düşündükçe huzurumda devam ediyor.
Otururken sanki harika bir rüyadan yeni uyanmış gibi hissederek bunun gerçekten bir rüya olup olmadığınıda merak etmeye başlıyorum. Sağ cebimi kontrol ediyorum ve elbette avuçlarımın ortasında sıcacık bana huzur veren zümrüt yeşili ve kahverengimsi bir tüy yatıyor. Evet sadece bir kuş tüyü ama benim için o mutluluğun, huzurun ilacı.
O tüy sakin ve sessiz bir dünyanın küçük bir parçası, ama,
O tüy huzurdu.


