Bu vesile ile bende bu yazımda Kemal Kılıçdaroğlu’nun dürüst bir politikacı olarak ne yapması gerektiğini vede bu meyanda siyasetçilerin istifa mekanizmasını ele alıp bu seviyelerdeki siyasilerin istifa anlayışının neler tarafından etkilendiğini aydınlatmaya çalışacağım. Yazıma geçmiş tarihte ve günümüzdeki liderlerin istifa mekanizmasını nasıl ele aldıkları ile başlayalım.
Çok gerilere gidersek, iki dönemden sonra bitkin düşen ve sert, partizan siyaset yüzünden hayal kırıklığına uğrayan George Washington iktidarı bırakma zamanının geldiğinden bahsediyordu, lakin 1796'da üçüncü kez seçildiğinde, bu günlerde çok sık duyduğunuz kelimeler ile “seçmenler emekli olma kararlılığımı onaylamıyor” dedi.
Maalesef, günümüzün sadece küresel liderleri değil bir köşede iktidar gücü bulanların büyük çoğunluğu sahneden inmeyi çok daha zor buluyorlar. Bazıları durmak istemiyor. Diğerleri umutsuzca eski etkilerini yeniden kazanmaya çalışıyor.
İngiliz Boris Johnson'ın sayısız küçük düşürücü skandal ve sarsılan kamu güveni karşısında görevi bırakmayı nasıl reddettiğini veya Donald Trump'ın Beyaz Saray'ı Joe Biden'a kaptırdıktan sonra umutsuzca nasıl iktidarda kalmaya çalıştığı hala hatırlanır.
Başkan Jair Bolsonaro'nun, Luiz Silva’ya karşı ikinci turda ikinci dönem için çıktığı ara yenilgiyi kabul etmeyebileceğini ima etmesi Brezilya'da demokrasinin pamuk ipliğine bağlı olduğunu göstermedimi?
Mevcut geri dönüş politikacılarından bazıları 1990'lardan beri dünya sahnesinde. İtalya'da üç kez başbakan olan Silvio Berlusconi, bir vergi kaçakçılığı skandalının ardından yine de parlamentoya geri dönmesi şaşırtmadımı?
Geçmişteki zaferlerini geri almaya çalışan vede alan bir diğer skandal lider, Benjamin Netanyahu, tekrar başkan seçilmedimi?
Elbette, geri dönüşe bir alternatif asla uzaklaşmamaktır. Putin'in kendisi 31 Aralık 1999'dan beri iktidarda, ancak cumhurbaşkanı olarak dönmeden önce birkaç yıl tahtın arkasındaki güç olarak başbakanlığa "rüstuya indirildiği" bir aldatmaca uydurmak zorunda kaldığınıda biliyoruz.
Ve Çin'de Xi Jinping, normları yıkan bir üçüncü dönem için yerini sağlamlaştırdığınıda.
Afrika’nın Uganda’sında 78 yaşındaki başkanı Yoweri Museveni altı başkanlık döneminden veya 37 yıllık iktidardan sonra, işi daha yetenekli birine devretmesinin daha iyi olabileceği yönündeki önerilere kayıtsız kalıyor.
Kamerun'un 1982'den (7 dönem) beri iktidarda olan 89 yaşındaki cumhurbaşkanı Paul Biya'yıda listeye ekleyebiliriz.
Neyse ki Afrika, ne zaman iktidardan vazgeçeceğini çok iyi bilen liderlerde gördü.
Botswana'nın ikinci başkanı Ketumile Masire'yi ele alalım. Botsvana dünyanın en istikrarlı demokrasilerinden ve en iyi performans gösteren ekonomilerinden birini kurdu.
Bununla birlikte, birçok başarısına rağmen, Masire hiçbir zaman iktidarı süresiz olarak elinde tutmaya çalışmadı. 1988'de cumhurbaşkanı olarak üçüncü tam döneminin sonunda siyasetten emekli oldu ve ülkenin dizginlerini Festus Mogae'ye devretti.
Bugün, Botswana, büyük ölçüde Masire'nin ülke tarihinin çok önemli bir dönemindeki olağanüstü liderliği sayesinde, hâlâ ekonomik ve demokratik bir kalkınmanın feneri olarak görülüyor.
Bahsetmek gerekirki, bu yılın başında, 19 Ocak'ta, Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern, yeniden seçilmek istemeyeceğini ve en geç 7 Şubat'a kadar istifa edeceğini açıkladı.
Bazıları onun sadece başka bir seçimi kazanamayacağını bildiği için istifa ettiğini savunurken, birçoğu sınırlarını tanıdığı için onu alkışladı ve ülkesinin çıkarlarını kendisininkinden üstün tutma yeteneğini ilham verici olarak nitelendirdi.
Ne yazık ki, eğer sağlık açısından değilse, Ardern’in istifası bir anormalliktir. Liderler, kuşkusuz zorlu işlerinin hakkını verecek kadar "depoda gaz" sözünün yanı sıra, neredeyse hiçbir zaman görevden gönüllü olarak istifa etmediklerini kabul etmektedirler.
Tabiki demokrasi kurallarının tam olarak yerleştiği birçok Avrupa memleketlerinde (bilhassa Kuzey Avrupa) iktidar sureleri dolan liderler görevlerini yeni seçilenlere barışçıl bir şekilde devrediyorlar, seçimlerde kaybedenlerde, kaybetmelerini kabul ederek istifalarını sunuyorlar ve sorumluluklarının bilincinde genel olarak aktif politikadan uzaklaşıp kendilerini unutturuyorlar.
Son olarak Yunanistan başkanlık seçimlerinde, muhalefet lideri, Alexis Tsipras, kaybetmesinin tüm sorumluluğunu üstlenerek görevinden istifa etmesi komşumuzda siyasi iktidarın Avrupa normlarına geldiğinin bir göstergesi değilmidir?
Lakin diğer genelde, yukarıdada sıraladığımız gibi, aralarında en umutsuz derecede beceriksiz ve siyasi olarak harcanmış olanlar bile, işi bırakma zamanının geldiğini nadiren kabul ediyorlar. Halka sunacak hiçbir şeyleri kalmadığı ve bir daha özgür ve adil bir seçim kazanamayacakları belli olduktan sonra bile iktidara veya bulunduğu makama tutunuyorlar.
Genellikle bencillik, ihtişam yanılsamaları ve doymak bilmez bir güç susuzluğuyla beslenen bu tür öz farkındalık eksikliği, her yerde siyasetin dokusuna sıkı sıkıya bağlı olduğu bir gerçek.
Ne pahasına olursa olsun iktidara tutunmaya çalışan siyasetçilerde aslında belli bir coğrafyanın ürünü değiller, yani her coğrafyada vardırlar.
Aslında iktidara sahip olma arzusunun insanın doğasında olduğu söylenebilir. Russel’in ifadesiyle, “insanın sonsuz arzuları arasında en güçlü olanlar, iktidar ve ihtişam arzusudur. Bu iki arzu birbiriyle yakınlık gösterse de aynı şey değillerdir. Ancak ihtişam ve şöhret sahibi olmanın da çoğunlukla iktidar sahibi olmaya bağlı olduğu söylenebilir. Diğer taraftan ihtişam ve şöhret sahibi olan insanların her zaman olmasa da çoğunlukla iktidarı ellerine alabilecek bir güçlerinin olduğu da göz ardı edilmemelidir”. Geçmişte böyleleri bir düşünün bakalım kimler gelip geçecek aklınızdan? 10’larcası değilmi?
Türkiye politik geçmişine baktığımızda dünyanın diğer bazı ülkelerinden fazla bir fark olmadığını görmek zor değil. 1950’lerden beri iktidara tutunmaya çalışan politikacılar ya darbelerle veya tabii ölümlerle iktidarları son bulanlar çoktur. Lakin, hemen hemen hepsi de iktidarlarını (güçlerini) bırakmamak için direnmişlerdir.
Ne zaman bir gün artık depoda bir şey kalmadığını bilerek gücü demokratik olarak taze yıpranmamış beyinlere bırakmak, iyi bir lider olmanın önemli bir parçasıdır. Mesela iktidarda olmasa bile Türkiye’de muhalefetin önemli bir lideri olan CHP başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu (KK) ele alalım.
Bakın Reddit’te bir yorumcu başkanlık seçiminden önce KK için ne diyor: “Bazıları ona artık koltuk sevdalısı diyor, bu lider daha önce 2 defa cumhurbaşkanı adayı olabilecekken olmadı neden mi? Çünkü kazanma ihtimali yoktu biliyordu CHP koltuğundan olmak istemedi. Hatta bir açıklamasında bir parti liderinin cumhurbaşkanı olmaması gerektiğini bile savundu . En son seçimde, kazanabileceği bir hava olduğunu kendisi ve kurmaylari farkettiler. Ekonominin dibe vurduğu, hükümetin kendini bitirmiş durumda olduğu ortamda kimi koysak alırız diyenler bile oldu biliyorsunuz. Bu fırsatı kaçırmak istemedi. Tam bir korkak işi, kazanacağını bildiği savaşa herkes girmek ister ama kahramanlar her zaman imkansız savaşları kazananlar olmuştur”.
Lakin yinede kaybetti. Kendisinin ve etrafında kendi kurduğu kurmay heyetinin göremediğini, tahmin edin kim gördü? Cübbeli Ahmet efendi! Bu cübbeli bir konuşmasında, AKP, KK’nun aday olmasını istiyor demekki kazanamaz dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu partinin başına geldiği 2010 yılından beri hepimizin bildigi sayısız (toplam 10) genel, yerel ve başkanlık seçimleri kaybetti.
Son Cumhurbaşkanlığı seçiminide kazanamayan millet ittifakının adayı Kemal Kılıçdaroğlu, “Bu toprakların bir insanı olarak hakkınız, hukukunuz için kimse sizi üzmesin diye, huzur içinde mücadele verdim, vermeye de devam edeceğim. Son yılların en adil olmayan seçimini yaşadık. Benim asıl üzüntüm ülkeyi bekleyen çok daha büyük sıkıntılardır. Bana oy veren 25 milyon vatandaşımızı dimdik ayakta görmek istiyorum. Yürüyüşümüz sürüyor, buradayız.” dedi.
Bütün bu yenilgilere rağmen Sayın Kılıçdaroğlu hala bir takım kamuoyunu tatmin etmeyen özürler göstererek CHP başkanlığından istifa etmiyor ve görevine hiçbir şey olmamış gibi kendisine seçimi kaybettiren yönetimi ile devam ediyor! Vede istifa çağrılarına kayıtsız kalıyor.
Bir lider nasıl olurda bu kadar seçim kaybetmesine vede hiçbir zaman herhangi bir başkanlık seçimi kazanamayacağını bilmesine rağmen önemli bir seçmen kitlesinin tüm umutlarına karşı liderliğini sürdürmek ister, bu nasıl açıklanabilir?
Veya yanı başındaki Yunanistan’ın Syriza parti lideri Alexis Tsipras’dan ders alıp görevi neden potansiyeli olan diğer taze kan parti liderlerine devretmez?
Yukarıdada geniş bir şekilde özetlendiği gibi, evet, bunun tek bir sebebi olduğu aşikâr, “Iktidar olma veya Iktidar Gücü’nü kaybetmemek”. Buna “Koltuk Ihtirası’da” deniyor.
Maalesef dürüst olarak bildiğimiz inandığımız KK bile kendini dünyanın yukarıda bahsettiğimiz birçok memleketlerindeki davranışlarından soyutlayamıyor.
Belliki parti içinde bile liderlik ve güç, dünyada elde edildiğinde kaybedilmek istenmeyen, her ne pahasına olursa olsun korunmak istenen bir kudret.
Kılıçdaroğlu gibi terbiyeli, dürüst, takdire şayan ve iyi niyetli insanların bile sıklıkla gücün yıpratıcı etkilerine yenik düştüğünü gösteren pek çok araştırma var. Görünen oki KK’de maalesef bunlardan biri olabiliyor.
Bu yazımın daha fazla yer kaplamaması için, KK’nin neden kaybettiğinin izahını bir başka yazıya bırakıyorum.
Sonuç olarak siyasette hata affedilmez! Yani kaybeden Alexis Tsipras gibi gider. Benim 45 yıldır yaşadığım memlekette (ABD) kaybeden politikacılar veya büyük şirket sorumluları derhal istifa merciine başvurarak yapamadıklarını diğer yapabilecek kapasitede sorumlulara devrederler.
KK ve yönetimi artık kendisine oy veren yurttaşların önüne şu olduda bu olduda, adil seçim olmadıda özürleri ile gelmemeleri gerekir, demokrasinin bir şartı olarak, başkalarına sık sık tavsiye ettikleri istifa mekanizmasını kullanmaları ve şerefli bir şekilde bu görevden çekilmeleri gerekir.
Unutulmaması gereken, her zaman bir alternatif vardır, yeni genç dinamik yıpranmamış başarılı bir lider gelir Türkiye’nin önemli bir seçmen grubunun geleceğine umut olur.
KK ve Onun yönetimi istifa mekanizmasına başvurmazlarsa, değişim kaçınılmaz olur ve bu meyanda yeni bir dünya kurulur vede demokrasi yeni kanlarla tekrar işlevleştirilir.
Unutulmaması gerekirki baştada özetledigim birçok liderin yaptığı gibi iktidar hırsı ve gücünün aromasına kapılınırsa kaybeden yine Türkiye demokrasisi olacaktır.
Umarım dürüstlüğü ile tüm Turkiye’nin beğenisini kazanan Sayın Kılıçdaroğlu doğru yolu seçer, ve yarışı genç potansiyeli olan adaylara devrederek siyasi tarihini temiz ve güzel bir sayfa ile tamamlar. Sonunda aklı fikrin galip geleceğine de inananlardanım.


