NARİN KIZIN KATİLİ ASLINDA BİR BARON YA DA DEREBEYİ İMİŞ
Türk Metafizik İstihabrat Ofisi müdürü Erdem Bey, Sevda Hanım’ı ayakta karşıladı. Genç kadın, gizli ofisin en gözde ajanlarından birisiydi. Gülümseyerek hoş geldin Ajan Sevda, dedi. Doğrusu anlatacaklarını çok merak ediyorum.

Genç kadın, günaydın efendim, diye cevap verdi. Dün gece Hüddam Hazım’la Trakya Longoz ormanlarındaki çiftliğinde görüştüm. Eve bile uğramadan ofise geldim, çünkü bana ilginç bilgiler verdi.

Açıkçası Hüddam’dan gelecek bilgileri sadece ben değil, Savcı bey de merakla bekliyor. Anlattıklarını dinledikten sonra hemen kendisini ziyaret edeceğim ve kendisine rapor edeceğim. Şimdi seni dinliyorum. Anlat bakalım, ne dedi Hüddam Hazım?

Ajan Sevda nereden başlaması gerektiğini düşünürcesine şöyle bir baktıktan sonra, Hüddam Hazım katilin amca bey olduğunu söylüyor, dedi. Kızcağızı kendi elleriyle boğarak öldürmüş.

Erdem Bey gözlerini kırpıştırdı. Peki bunu neden yapmış, diye sordu.

-          Hüddam Hazım’ın ecinnilerine bakılırsa küçük kız, üçlü bir ilişkiye tanık olmuş. Amca bey, eşi ve -yengesiyle birlikteyken tesadüfen onları görmüş.

-          İyi ama madem küçük kız bunları gördü diye öldürüldü, neden sonra bir sürü insan bu işe ortak edildi? Cesedi yok etmeleri için olaya tanık olmayan üç kişi neden tutulmuş? Abisi, amcaları filan herkesin kızın öldürüldüğünden haberi olmuş. Madem böyle bir çirkinliğe tanık oldu diye küçücük kızı öldürdüler, neden cesedi kendileri yok etmediler? Neden gizli tutmaya gerek görmediler? Dahası köydeki herkes durumu üç aşağı beş yukarı bildiği halde neden suç ortağı olmayı göze alıyorlar?

Ajan Sevda, derin bir iç çekti. Hüddam Hazım’a bakılırsa kızın öldürülmesinin nedeni ilişkiye tanık olması değilmiş, dedi. Çünkü amca beyin köydeki bir çok kadınla buna benzer ilişkileri varmış ve bunu bilmeyen yokmuş.

Nasıl yani, diye sordu Erdem Bey. Adam köyde herkesin karısıyla kızıyla yatıp kalkıyor ve bunu herkes biliyor, üstelik kimse ses çıkarmıyormuş, öyle mi?

-          Başlangıçta ben de anlamadım ve inanılır bulmadım. Ancak Hüddam Hazım’a bakılırsa bu köy, asırlardır kapalı devre bir derebeylik sistemiyle yönetiliyormuş. Amca Bey, köydeki herkesin biraz korkuyla biraz da saygıyla hürmet ettiği bir yöresel lider imiş.

-          Aşiret reisi gibi birisi mi yani? Ama öyle bile olsa oralarda töre geçerlidir. Aşiretin reisi istediği kızla evlenir, hatta gerekirse başlık parası verip satın alır. Çoğunun birden çok eşi vardır. Ancak hiçbir aşiret reisi yengesine göz koyup kardeşinin kızını eliyle boğmaya filan kalkmaz. Töreler bu kadar aşağılık işlere izin vermez.

Haklısınız, dedi genç kadın, ancak amca bey bir aşiret reisi değil, bu köy de bir aşirete bağlı yaşamıyor. Burada çok daha vahim bir durum söz konusu gibi dörünüyor. Amca bey, bir aşiret reisi veya diktatör değil. Çünkü bu tür adamaların bile kendince bağlı oldukları bir ahlak anlayışı vardır. Bu öyküde amca beyin, köydeki herkes üzerinde her şeyi yapabilecek otoritesi olduğu anlaşılıyor. Köy halkı, yüzlece yıldır süren bir gelenekle bu korkunç durumu kabullenmiş gibi görünüyor.

-          Bir mikrokültürden mi söz ediyoruz? Yirmibirinci yüzyılın ilk çeyreği biterken böyle acayip yerler olduğuna inanmak bana zor geliyor. Belki Afganistan veya Okyanusya’da böyle birkaç yer kalmış olabilir. Belki Afrika’nın bazı bölgelerinde kabile kültürlerinden söz edebiliriz. Ancak Diyarbakır gibi büyük ve kadim bir kente on dakika mesafedeki bir küçük bir köyde böyle bir mikto kültürün yaşayabileceği bana mantıklı gelmiyor.

-          Aslında buna benzer küçük kültür adalarının Hindistan, İran, Arabistan ve Kafkasya gibi yerlerde olduğunu duymuştum. Ancak Türkiye’de böyle tuhaf bir alt kültürün yaşıyor olması beni de şaşırttı.

Erdem Bey, kaşlarını yüksek sesle düşünmeye başlamıştı. Bu adamlar kim acaba, diye sordu kendi kendine. Türk ya da Kürt değiller. Arap ya da İranlılara da pek benzemiyorlar. Ermeni kökenli olduklarını pek sanmıyorum. Neyin nesi acaba?

Genç Kadın, Erdem Beyin sorusuna hazırlıklıydı:

-          Aynı soruları Hüddam Hazım’a sordum. Söylediklerine bakılırsa bu köy, Sultan Alpaslan Anadolu’ya geldiğinde bile buralardaymış. Kökenleri Mezapotamya bölgesine uzanıyor. Ancak yöreyi kim ele geçridiyse onların hakimiyetini benimsemişler. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın mantığıyla güçlü olana hizmet ederek varlıklarını korumuşlar. Bizanslılar bunların liderlerine tekfurluk vermiş. Sonra Selçuklular gelince bir anda Müslüman olmuşlar. Yöreyi ele geçirenlere hediyeler verip gönüllerini almışlar. Günümüzde bile iktidara yakın durarak güçlerini korumaya devam ediyorlar.

-          İyi de bu kadar küçük bir nüfusla nasıl böyle bir güce ulaşabilmişler? Çevre köyler, aşiretler bunlardan şikayetçi olmamışlar mı?

-          Hüddam Hazım diyor ki, bunların ata mesleği tefecilikmiş. Çevredekileri borçlandırıp tarlalarına arazilerine el koyarak zenginleşmişler.  Cumhuriyet dönemine kadar etrafı yüksek duvarlarla çevrili çok büyük, kale benzeri bir yapının içinde kapalı bir hayat sürüyorlarmış. Dinlerken benim aklıma Alamut Kalesi öyküsü geldi. Bugün de yakın çevrede tarikat köyleri var. Biraz onlara benzeyen ama dışa daha kapalı bir mikro kültür oluşturmuşlar.

Durumu kavramaya başlayan Erdem Bey, güncel olaya dönecek olursak, dedi. Köyü yöneten Amca Bey, emrindeki herkesin malına, parasına ve hatta karısına bile el koyabilecek kadar güçlü biriymiş. Köydekiler onun mutlak gücüne rıza gösteren bir kafayla hayatlarını devam ettiriyorlar. Kızcağız bu pisliği ilişki halinde görünce öfkeleniyor ve oracıkta anasının gözü önünde boğazlıyor. Sonra emrindeki köylülere cesedi yok edin ve kimseye birşey anlatmayın diye emrediyor.

-          Cesedi yok etme işini ağabeyine, izleri yok etme işini annesine yaptırıyor. Durumu herkes bildiği halde emirleri uygulamakta kimse tereddüt etmiyor. Binlerce senelik gelenek bu! Tıpkı Ortaçağdaki gibi. Derebeylerinin emrindeki kölelerden bir farkları kalmamış. İnsanlıklarını yitirmişler.

-          Anladım Ajan Sevda! Avrupalılar bu derebeylerine baron ünvanı verip yeni sisteme sokmayı başarmışlar. Bizim derebeyleri ise ya mafya babası oldular ya da böyle halının altına süpürüldüler. Ben bu anlattıklarını savcı beye rapor edeceğim. Elindeki delillerle birlikte bu bilgileri not etsin. Bakalım daha neler göreceğiz!