Trakya’nın Longoz Ormanları içerisindeki gizemli çiftlik evinin nizamiyesinden dört çarpı dört bir cip girdi.
Müştemilatın arasından geçen araç, göremli bir konağın önünde durdu.
Aracın sürücüsü genç bir kadındı ve yanında ona eşlik eden kimse yoktu. Konağın kapısında bir görevli ona yol gösterdi.
Buyrun hanımefendi, Hüddam Hazım sizi başodada bekliyor.
***
Genç kadın, daha önce birkaç defa Hüddam Hazım’ın çiftliğini ziyaret etmiş ve kendisiyle görüşmüştü.
Önceki ziyaretlerinden biliyordu ki, Konaktan içeri girinceye kadar çok sayıda erkek çalışanı vardı.
Ancak konağın içerisinde Hüddam Hazım dışında erkek sinek bile yoktu.
Bütün görevliler kadındı. Üstelik bu kadınların yüz hatlarına bakıldığında sanki dünya dışı varlıklarmış gibi bir vesvese uyandırıyorlardı.
Giyimleri, makyajları, görünüşleri birbirinden çok farklıydı. Sanki çok farklı coğrafyalardan gelmişler gibi görünüyorlardı.
Pek konuşkan oldukları söylenemezdi.
***
Hüddam Hazım’ın seçkin misafirlerini kabul ettiği başoda, konağın üst katındaydı.
Onu görünce oturduğu deri koltuktan kalktı.
“Hoşgeldiniz Sevda Hanım, sizi yeniden fakirhanemde görmek ne büyük mutluluk!”
Genç kadın renksiz bir sesle cevap verdi. “Teşekkürler Hazım Bey. Bu aralar çok sık görüşmeye başladık, öyle değil mi?”
***
Kısa bir karşılama faslından sonra Sevda Hanım, ziyaretinin sebebine anlatmaya başladı.
“Son ziyaretimizde Gökçeada’ya dikkat edin diye uyarı yapmıştınız. Doğrusu buna anlam verememiştik. Ancak son gelişmelerden sonra bir kez daha haklı çıktığınızı gördük. Hal böyle olunca sizi birkez daha ziyaret etme mecburiyeti hissettik.”
Hüddam Hazım yakışıklı bir adamdı. Kendisine çok yakışan gülümsemesini gösterdi. “Takdir edilmek güzel bir duygu. İstihareye yattığımda üç harfliler olacakları bana açıkça göstermişlerdi. Yabancı diplomatlar, bir din adamı ve bir siyasetçi! Rum meyhanesinin özel salonunda başbaşa görüşüyorlardı.”
Sevda Hanım, başını sallayarak onayladı. “Tam olarak böyle oldu Hazım Bey. Amerikan ve Yunanistan Büyükelçisi, Fener Rum Patriği ve gücünü kimden aldığı bilinmeyen bir Türk siyasetçi! Kapalı kapılar ardında bir araya geldiler ve ne konuştuklarını kimse bilmiyor.”
***
Hüddam Hazım’ın hizmetçilerinin ikram ettiği kiraz sapı çayından bir yudum alan Sevda Hanım, sözlerine devam etti. “Bu görüşmenin masum bir buluşma olmadığından eminiz. Ancak ayrıntıları bilemiyoruz. Garip olan, Gökçeada buluşmasına katılanların bunu kimseden saklama ihtiyacı duymamış olmaları. İstenseydi Amerikalılar, bu görüşmeye katılanları hiç bir araya getirmeden haberleştirebilirlerdi. Büyük bir ihtimalle bizim hiç haberimiz olmazdı. Ancak gözümüze sokarcasına buluştular. Sanki duymamızı, görmemizi istediler.”
Hüddam Hazım, Türk Metafizik İstihbarat ofisinden gelen misafirini saygıyla dinledikten sonra bildiklerini anlatmaya koyuldu:
“Belki de asıl mesaj amaçlarına ulaşmışlarıdır. Gizliymiş gibi görünen bir görüşmeyi açık ederek Ankara’dakilere mesaj veriyorlardır. Dışardan bakılınca garip gelebilir, ancak bence verdikleri mesaj çok açık. Diyorlar ki, sakın bizim arzularımız dışında hareket etmeye kalkmayın. Rusların dümen suyuna girmeyin. Suriye ve Filistin konusunda bizim dışımızda işler çevirmeye kalkmayın. Yoksa bunun bedelini size ödetiriz.”
Genç kadın dikkat kesilmişti. “Sizin söylediklerinizi küçümsememek gerektiğini iyice öğrendik. Gökçeada buluşmasını bizebir ay önce söylemiştiniz ve aynen söylediğiniz gibi oldu. Şimsi asıl şunu merak ediyoruz: Bundan sonra ne olacak?”
***
Hüddam Hazım elini iki yana açarak cevap verdi. “İstihbaratçı olan sizlersiniz. Benim elimde yalnızca üç harflilerden gelen ve açık konuşmak gerekirse teyide muhtaç bilgiler var. İstihareye yatınca çok daha açık bilgiler alabiliyorum. Ancak ne olursa olsun, gerçek hayatta neler olup bittiğini bilmeden benim geleceğe yönelik öğrenebildiğim bilgi kırıntılarını tam anlamıyla doğru yorumlayamayız.”
Sevda Hanım itiraz etti: “Hadım Bey, yeteneklerinizi küçümsemeyin. Lütfen ön görülerinizi anlatın. Biz elimizdeki somut bilgiler ışığında sizden gelen bilgileri süzüyoruz. Çoğunlukla doğru analizler yapabiliriyoruz. Buraya sadece Gökçeada öngörünüzden dolayı sizi tebrik etmeye gelmedim. Asıl önemli olan bundan sonra neler olacak, bunu merak ediyoruz.”
Hüddam Hazım tekrar gülümsedi. “Gelecekte neler olacağını ben de sizin kadar merak ediyorum, ancak bunu sadece Allah bilir. Biz sadece görmemize izin verilen kadarını biliyoruz. Ancak madem ısrar ediyorsunuz, anlatmaya çalışayım. Bence Amerikalılar, yakın gelecekte Türkiye’nin Irak ve Suriye’de yeni operasyonlar yapmasından endişe ediyor. Ruslar ve Suriyeliler, Türk ordusuna bazı alanlar açabilir. Amerikan yanlısı unsurlara karşı ortak operasyonlar olabilir. Kuzey Suriye’de yapılmak istenen yerel seçimler gerekçe gösterilerek Türk ordusu bazı hamleler yapabilir. Bunun için koşullar uygun görünüyor. Amerika seçimlerle meşgulken, dünya Filistin ve Ukrayna’ya odaklanmışken Türk ordusu bundan yararlanmak isteyecektir.”
Genç kadının kafası karışmıştı. “İyi ama bunun Gökçeada buluşmasıyla ile ne ilgisi var?”
“Bundan emin değilim, ancak içimden bir ses şunu söylüyor: Amerika, Ankara’dakilere göz dağı vermek için Gökçeada toplantısını planladı. Sakın bilgimiz ve onayımız olmadan işler çevirmeye kalkmayın, yoksa bunun bedelini size ödetiriz diyorlar.”
***
Ece ile Gece Hikayelerinin yedinci bölümünde, Gökçeada öngörüsü gerçekleşen Hüddam Hazım’la Türk metafizik istihbarat ofisinden Sevda Hanım’ın sohbetine yer verdik.
Zaman ayırdığınız için teşekkür ediyor, yeniden görüşmek dileğiyle esenlikler diliyorum.


