Bu algı yetmezmiş gibi Ak Partinin kalesi niteliğindeki şehirleri yerle bir eden 6 Şubat depremleri olunca iktidarın buna dayanmasının artık imkansız olduğu fısıldanmaya başlanmıştı.
Ancak muhalefeti oluşturan Millet İttifakı içindeki “kazanacak aday” çatlağı ve ardından oluşan “bunlar memleketi idare edebilir mi?” endişesi, değişim isteyen kitlelerin içine şüphe düşürdü.
Dahası iktidar kanadının yüksek sesle dillendirdiği “masanın altında HDP” saklanıyor ve “teröristlerle işbirliği yapılıyor” söylemine cevap veren de olmadı.
Seçmen “sükut ikrardan gelir” fikri diye düşünmeye başladı.
Sonuçta Muhalefetin kazanması beklenen seçim, adeta altın tepside İktidar’a teslim edildi.
Bütün bunları Millet İttifakını oluşturan kadroların siyaset üretmekte ve algıları yönetmekteki başarısızlığı olarak nitelendirmek elbette mümkün.
Ancak giderek güçlenen bir başka hipotez daha var ki, seçimlerden sonra bu daha yüksek sesle dillendirilmeye başlandı.
Buna göre Türkiye’de gerçek bir muhalefet yoktu, bir başka deyişle günün birinde iktidar olabilmek için siyaset üreten bir muhalefet söz konusu değildi.
Hadi daha açık konuşalım:
Ülkemizdeki tüm siyasi partilerin liderleri ve etrafındaki kadrolar, kendilerine verilen rolü oynayan “siyasi aktörler” idi.
Rol dağılımını yapan gizemli bir güç Türkiye’yi dizayn ediyordu.
Birkaç sene öncesine kadar sıradan bir komplo teorisi olarak kabul edilen bu düşünce, günümüzde çok daha fazla taraftar bulan bir kanaate dönüşmeye başladı.
Seçim sonrası muhalefet blokunun çatlaması, lider kadrolarının da gerçek bir öz eleştiri yapmak yerine kendilerine kızgın olan kitleleri daha da öfkelendirecek işler yapması bu kanaati güçlendirdi.
Artık değişim isteyen kitleler, muhalif liderlerin kendilerine verilen “majestelerinin muhalefeti” rolünü oynadıklarını düşünüyor.
Hal böyle olunca da yaklaşmakta olan yerel seçimlerde muhalefeti cezalandırmak için sandığa gitmeme eğilimine yöneliyor.
Bu düşüncede olanlara göre CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu gitmeden muhalefet düzelmez. Kemal Bey de kendisine tayin edilen rol henüz bitmediği için devam ediyor.
Meral Hanım ise “kendi adaylarımla seçime gireceğim” diyerek muhalefetteki çatlağı resmileştirmiş oldu.
Bunu pazarlık yapmak için yapıyor bile olsa, seçmen aptal değil ki!
Daha önce bir hışım kalktığı masaya 48 saat içinde geri dönmesi misali bu kararından da geri dönecek olursa inandırıcılık sorunu yaşanmayacak mı?
Bütün bu davranışlar, seçmen nazarında “kendisine verilen rolü oynuyor” algısı yaratıyor.
Gelelim asıl soruya:
Eğer gerçekten siyasetçiler kendisine verilen rolü oynuyorsa...
Muhalefet liderleri de gerçekten “iktidarı değiştirmemek” üzerine kurulan bu oyunun bir parçası ise...
Bu rol dağılımını yapanlar yükselen toplumsal muhalefete ve ekonomik çöküşe rağmen bu oyuna devam ediyor?
Bir başka deyişle, eğer böyle bir güçleri varsa neden yeniden rol dağılımı yaparak ülkedeki sancılara pansuman olmayı düşünmüyor?
Ben aklıma geleni söyleyeyim:
Dünya büyük bir kırılma yaşıyor.
ABD – İngiltere – İsrail eksenindeki Küreselci güçler, ulus devletleri ortadan kaldırmayı hedefleyen büyük bir oyunu perdeliyor.
Pandemisinden Ukrayna savaşına, kontrolsüz göçmen akınlarından ekonomik gıda krizine kadar her yolu deneyerek yeni bir dünya düzeni kurmaya çalışıyorlar.
Bu kusursuz fırtınanın daha ne kadar süreceğini de kimse ön göremiyor.
Belki de iç siyasette yaşadığımız herşey, bu postmodern dünya savaşının yarattığı olağanüstü koşullarla bağlantılıdır.
Siz ne dersiniz?


