AKŞENER’İN HAMLESİ NE GETİRİR NE GÖTÜRÜR?
Finans sektöründeki bir toplantı vesilesiyle gittiğim Ankara’da allem ettim kallem ettim, bir gün daha kaldım. Bu vesile epeyce kulis havası kokladım.

Eskiden olsa  “İstanbul’u mu yoksa Ankara’yı mı seversin?” diye sorduklarında hep “deli misin ayol, İstanbul’un bir semti bile Ankara’dan güzeldir” cevabını verirdim.

Ne var ki son beş on yılda İstanbul, İstanbul olmaktan çıktı.

Bir zamanlar İstanbul’da Sivas’tan fazla Sivaslı, Trabzon’dan fazla Trabzonlu yaşıyor derdik ya hani.

Anam babam, İstanbul’da Halep’ten fazla Suriyeli, Basra’dan fazla Iraklı, Kandahar’dan fazla Afgan yaşıyor.

Ben İçişleri Bakanı olsam, Futbol Federasyonu gibi İstanbul’da her caddeye üç Türk mecburiyeti getirirdim! Başka türlü bu şehri kurtaramayacağız!

***

Ankara, üstüne çöken ağır bürokratik havasına rağmen caddelerde sokaklarda gezerken kendinizi hala Türkiye’de hissedebildiğiniz nadir Büyükşehirlerden...

Toplantım bittikten sonra önceden sözleştiğim eski bir iki dostla farklı mekanlarda buluşup siyaset dünyasındaki son dedikoduları dinleme fırsatım oldu.

***

Ankara’da şu anda en çok konuşulan konu yaklaşan yerel seçimler ve İyi Parti lideri Akşener’in Afyon’da yaptığı “herkes kendi adayı seçime girsin” çağrısı...

Bu konuda her kafadan farklı ses çıkıyor.Herkes kendince bu çağrıyı anlamlandırmaya çalışıyor. Ben de konuşulanları dağarcığıma attım. İstanbul’a döner dönmez geçtim klavyenin başına, Asya Balsam okuyucuları için kaleme aldım.

***

İlk kaynağım, hem MHP’nin hem de İyi Parti’nin iç dünyasından haber alan bir akademisyen. Devlet Bahçeli’nin meşhur ARGE’cilerinden; ama İyi Parti’nin genel merkezinde esen rüzgarları biliyor.

Söylediklerine bakılırsa devletin derinliklerinde Milliyetçi siyasi partileri bir araya getirip memleketin ağırlaşan sorunlarını göğüsleyecek güç odağı inşaa etmek isteyenler var. Hatta buna “Milliyetçiler Ligi” diye isim bile takmışlar.

Devley Beye “gelin komşu olalım” çağrısını yaptıranlar da bunlar. Yerel seçimler iktidarı değiştirmeyeceği için “parlamenter sistem, bakanlık dağılımı” gibi zorlu konular yok. Hem MHP hem de İyi Parti’nin elinde doğru düzgün belediye de olmadığı için adaylıkları paylaşmak da sıkıntılı değil.

Velakin düşman kardeşler durumundaki iki partiyi aynı düzlemde siyaset yaptıracak bir irade şimdilik ortalıkta görünmüyor.

***

Diğer bir kaynağım ise saraya yakın bir isim. İl genel meclisi üyeliği yapmış, daha sonra TBMM’nin deri koltuklarını da ısıtmış, ardından iş dünyasında yoluna devam eden sıkı bir Reisçi...

Meral Hanım beni bağışlasın, ifadeler tamamen kaynağımdan alıntı... Diyor ki “Abla at pazarlığı yapıyor.”

İddiasına göre zemin yoklamak için kendisini ziyaret edenler, “yerelde işbirliği yapalım, sonrasında Avrupa Birliği ile ilişkileri geliştirmek ve Batı kampına daha yakın bir çizgiye ülke siyasetini oturtmak istiyoruz. Bu süreçte sizinle yol almayı tercih ediyoruz.” mealinde konuşmuş.

Meral Hanım ise bu teferruatları dinledikten sonra İstanbul’da Ak Parti adayını destekleme karşılığında CHP’nin elindeki Antalya Büyükşehirde İyi Partinin adayını da siz destekleyin, ayrıca İstanbul’da CHP’nin elindeki iki ilçe belediyesinde de biz aday gösterelim, siz destekleyin” cevabını vermiş.

Doğrudan böyle bir teklif almayı beklemeyen arabulucular, “peki ya diğer yerler?” diye kem küm etmişler; “diğer her yerde biz de aday çıkartırız, siz de çıkartırsınız. Tercih vatandaşa kalır!” diye eklemiş.

Duy da inanma!

***

Gelelim üçüncü kaynağıma... Ankara Büyükşehir’de Mansur beyin ekibinden bir isim. CHP ile Mansur Bey’in ilişkilerini koordine edenlerden birisi...

Anttıklarına bakılırsa Meral Hanım ile altılı masanın kalan beşlisi arasında uzun zamandır bir bir gerginlik varmış.

Seçim yenilgisinden kesinlikle Kemal Beyi diğer başkanları sorumlu tutuyor. Alabileceği bakanlıkları kaybetmenin öfkesini bir türlü yatıştıramıyor.

“Herkes kendi adayını çıkartsın” hamlesi, “Kemal Bey’i genel başkanlığı bırakmaya zorlama” niyetini taşıyor. Eğer bu gerçekleşirse yeni gelecek ekiple yeni koşullar konuşulabilirmiş.

Eğer bu mümkün olmazsa Kemal Beye tepkili CHP’li seçmenin oylarını yerel seçim için devşirmeyi umuyormuş. 10 puanın üzerine 5 koysa “oylarım arttı” diyecekmiş.

“İyi de on beş puan oyla belediye kazanılmaz ki?” diye saf saf sordum.

Güldü. “Zaten elde belediye yok ki, ne kaybedecek?” cevabını verdi.

***

Her üç kaynağım da başka şeyler anlattı. Lakin üçünün de ortaklaştığı nokta, bu hamlenin çok riskli olduğu biçiminde!

Seçmen Reisçiler ve diğerler biçiminde bölünmüş durumda. Yerel seçimlerde karşı cenaha kalelerini kaptırmak istemeyen seçmenler en güçlü adayın etrafında konsolide olacaklardır.

Muhalif seçmen, “Dimyattaki pirinçlerden ziyade evdeki bulgurları korumaya çalışırken” ve Saray yereldeki iktidarı geri isterken çok dikkatli olmak lazım.

***

Sahi nasıldı o laf? Sürüden ayrılanı kim kapıyordu?