RUMELİ'den SAMSUN'a -2
Gitmeleri gerekiyordu. Gidiyorlardı...

Ege'nin uçsuz bucaksız sularında yol alan, içlerindeki binlerce insanı atalarının geldiği topraklara asırlar sonra geri götüren vapurlarla...

Gidiyorlardı...

Hayallerini ve umutlarını yükledikleri yürekleriyle...

Gidiyorlardı...

Doğdukları değil bundan sonra doyacakları, alışıp alışamayacaklarını bilmedikleri diyarlara gidiyorlardı.                 
Akılları fikirleri ise arkalarında bıraktıklarındaydı.

Ömürlerinin sonuna kadar unutamayacakları dört bir tarafını tertemiz ettikleri evlerini, özenle yerleştirdikleri kalan eşyalarını, sımsıkı kapladıkları pencerelerini, iyice çektikleri perdelerini düşünüyorlardı.

Düşündükleri sadece bunlar değildi elbette!

Tarlalarda kırılmayı bekleyen tütünler, başağa ulaşmak üzere olan buğdaylar, koçan hazırlığındaki mısırlar, bahçelerdeki sebzeler, meyvelerini sunmaya çalışan ağaçlar...

Dağlardan gelen buz gibi sularını içtikleri, ellerini yüzlerini yıkayıp serinledikleri çeşmeler, pencere önlerini süsleyen  sardunyalar, kapı önlerinde açan kırmızı beyaz güller...

İlk aşklar, dökülen gözyaşları, sevinçler, hüzünler...

Adımlanan yollar...

Efsaneleşen Debreli Hasan, anılarını dinlenmeyi bekledikleri Debreli Hüseyin ve onlara yoldaş olan yiğitler. Osmanlı döneminde askere alınıp da dönemeyenler...

Çeşitli nedenlerle mübadeleye katılamayıp yaşamlarının nasıl devam edeceğini bilemedikleri evlatlar ve kardeşler de vardı düşünülenler arasında, yüz yıl sonra adlarına kitaplar yazılacak olan Mümin ve Nesli gibi...

Tüm düşünceler Gülcemal'le Samsun yolundaydı...