"Milletleri millet yapan en önemli öge dildir." derler.
Çok doğru!
Dil önemlidir ama Mevlana'nın dediği gibi duygu birlikteliği de gerekir. Aynı duyguda birleşemeyen kalpleri hiçbir biçimde aynı potada eritmek mümkün olamaz.
Birlik için başka öğeler de gerekli elbet; din, düşünce, tarih, bayrak ve sosyal yaşam gibi...
Asırlar öncesinden bugüne göz atarak bakalım mı dil ve kültüre?
Orta Asya'nın uçsuz bucaksız derinliklerinde amansız doğa koşulları ile savaşan atalarımız yok olmamak için bir araya gelmişler zamanla. Jest ve mimiklerle anlaşmaya çalışırlarken anlamsız sesler de eklemişler hareketlerine...
Bu sesler anlam kazanmış söze dönüşmüş zaman içinde. Kendilerine Türk, Törk, Göktürk, Köktürk ve Uygur demişler. İşaretleri azaltıp sözleri öne çıkarmışlar. Atasözleri, özdeyişler ve şiirler oluşturmuşlar. Ve günün birinde yazıya ulaşmışlar. Orhun ırmağı kıyısındaki taşlara kazımışlar duygularını. "Üstte gök çökmedikçe, altta yer yarılmadıkça var olacağız." demişler.
Ve tarihin her döneminde var olmuşlar.
Kuraklıklar, seller, depremler, savaşlar ve düşmanlar yıldıramamışlar atalarımızı.
Bir zaman sonra Anadolu kapılarına dayanmışlar. "Artık yeni vatanımız burası." demişler. Gelişmişler, kurdukları devletler ve imparatorluk zamanla dağılsa da Anadolu'yu bırakmamışlar.
Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk sayesinde Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmuşlar.
İşte o cesur, vakur ve mert insanların evlatlarıyız biz.
Dilimizi, kültürümüzü, birliğimizi ve dirliğimizi perçinlemişiz.
Bu güzel vatanda barış içinde yaşamak olmalı hedefimiz.
"Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için!" diyebilmeliyiz göğsümüzü gere gere...


