BBP Genel Başkanı Sayın Mustafa Destici’yi kınamak yerine başka bir yol denemeye karar verdim. Çünkü görülmüştür ki, son 20 yılda yapılan hiçbir kınama işe yaramamıştır. Dahası “ŞİDDETLİ, ÇOK ŞİDDETLİ” kınamalar bile bir kulaktan girmiş diğerinden çıkmıştır. Dahası sanki sorun yalnızca onlarınmış gibi sadece Balkanlardan gelen insanlar tarafından kurulan dernekler, Balkanlar ve Balkanlılar konusunda yapılan tüm saçma ve bilgiden yoksun konuşmaları kınamışlardır. Bu konuda bugün de değişen bir şey yoktur. Ancak herkes çok iyi bilmeli ki, sözkonusu olan Balkan Türklerinin değil Türklerin Balkan tarihidir. Dolayısıyla sadece Balkan kökenli insanlarımız değil tüm insanlarımızın bu tür saçmalamalara karşı sesini yükseltmesi gerekir. Dahası Rumeli ve Balkanlar yani Batılı bilim insanlarının deyimiyle Avrupa Türkiyesi konusunda toplumu bilgilendirilmeli, aydınlatılmalı ki, belki bu sayede birileri okur ve aynı yanlışa düşmez, saçmalamaz. En azından saçmalayanların sayısı azalır.
Yaşayanlar ve ilgilenenler bilir. Tüm Balkanlarda olduğu üzre, belki daha da fazla olarak, Yugoslavya’da isim kısaltmaları yoğun olarak kullanılır. Ahmet için Ahmo, Mehmet için Meho, Recep için Reco gibi. Aslında benzeri kısaltmalar Anadolu’da da kullanılmaktadır. Bülent’e Bilo, Necati’ye Neco, Süleyman’a Sülo gibi. İşte Yuso da işte böyle bir kullanımdır ve Yusuf’un kısaltılmışıdır. Yusofiç de Yusufoğlu demektir. Tıpkı Boşnak ulusunun lideri Aliya İzetbegoviç, tıpkı Boşnakların efsane komutanı Naser Oriç örneğnde olduğu gibi... Keşke Balkanlar konusunda fikir beyan edenler, ahkam kesenler öncesinde, bölgeyi bilen birileriyle konuşsalar, onlara danışsalar...
TİP Genel Başkanı Sayın Erkan Baş ve Yusofiç konusuna gelince... Sayın Baş ve diğer Balkan, Kırım, Kafkas, Kafkas, Asya kökenli insanlarımız bugün toplumun karşısına eski isimleriyle çıkmıyorlarsa bir şey gizlediklerinden, korktuklarından değil Türkiye Cumhuriyeti kanunları bunu gerektirdiği; soyadı almak zorunlu olduğu içindir. Bilmeyenlere anımsatılır...
Tito ve Yugoslavya konusuna gelince... Tito Yugoslavyası, Rankoviç dönemi hariç, Türkler ve Müslümanlar, azınlık olarak dünyanın hiçbir ülkesinde olmadığı kadar demokratik hak ve hürriyetler ile kültürünü yaşatma ve geliştirme özgürlüğüne sahip olmuşlardır. Anadilde televizyon, rady, gazete yayınları, tiyatrolar, eğitim olanakları ve daha nicesi Tito döneminde mümkün olmuştur. Rankoviç dönemi de, Ankara da dahil olmak üzere, Tito’yu Sovyetlerden uzaklaştırmak ve kendi taraflarına çekmek isteyen Batı başkentlerinin bu ülke ve orada yaşayan Türk ve Müslüman azınlıklara yönelik politikalarıyla birlikte ayrıca ele alınması gereken bir konudur...
Balkanlarda Türk, Müslüman; Müslüman da Türk demektir. Kısaca Türklük ve Müslümanlık özdeş iki kavramdır. Bundan dolayıdır ki, Boşnak’ı, Arnavut’u, Pomak’ı, Torbeş’i Müslüman olduklarından dolayı kendilerini aynı zamanda Türk, Türkiye’yi de vatan olarak görürler. Bunu sadece Osmanlı Devleti’nin kurulduğu ve Batılıların Avrupa Türkiyesi, bizimse Rumeli ve Balkanlar dediğimiz, kaybettiğimiz vatanda görürsünüz. Başka coğrafyada asla...
Aslında son 20-25 yıldır bazı siyasi islamcılar, her seçimden önce ulusu bölmeye, birbirine yabancılaştırmaya ve ötekileştirmeye yönelik bu söylemi hep kullanmışlardır. Amaç muhafazakar kesimlerin Soğuk Savaş döneminde yapay olarak yaratılan ve sistematik olarak beslenen Atatürk, laiklik, Rumelilik-Balkanlılık eşittir dinsizlik konusunda yanlış algısını ve önyargısını kullanarak ve Rumelili Anadolulu ayrışması yaratarak seçimde avantaj elde etmektir. Salt seçim kazanmak için ulusu bu şekilde ayrıştırmaya, bölmeye değer mi? Bir dönem daha iktidar olmak adına Türk ulusunu parçalara ayırmanın, birbirine düşürmenin emperyalizmden ve ülkeyi bölmeye çalışanlardan başka kime ne faydası var? Unutulmasın ki, Türklük bir kabuldür ve Türk olduğunu kabul eden herkes, ulu önder Atarürk’ün “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözünde olduğu üzre Türktür.
Son sözüm de bazı istisnalar hariç, Balkanlar ve Balkanlılar konusunda arkasında güçlü siyasi ve sosyal desteği olmayan biri konuştuğunda sesleri çok çıkan ama güçlü biri bir şey dediğinde “SÖYLEMEKTEN ÇOK SÖYLENEN” zevahiri kurtarmaktan başka bir eylem yapmayan derneklere. Türkiye ve insanlarımız için artık söylenmekle yetinmeyin SÖYLEYİN. Açık açık SÖYLEYİN. Çünkü siz siyasilere karşı değil bü ülke insanına ve insanlığa karşı sorumlusunuz.
Desticiden başkalarının destiyi kırmaması ve başkalarının değirmenine su taşımaması dileğiyle...


