Şurası kesin ki, ister Balkanlardan, Kafkasya’dan, ister Kırım’dan olsun, bu coğrafyalardan Anadolu’ya yönelik yaşanan insan hareketlerinin hiç biri kesinlikle bir göç olayı değildir. Yaşananları tanımlamak için tehcir yani sürgün bile yetersiz kalmaktadır. Çünkü tehcirde bile asıl amaç yok etmek değildir. Sadece askeri ya da siyasi açıdan tehdit unsuru olarak görülen grubun, yaşadığı yerden ülke içinde başka bir yere nakledilmesi, iskân edilmesidir. Oysa Balkanlarda; ister bağımsızlık mücadelelerinde olsun, ister 93 Harbi, Balkan Savaşları ve daha pek çok sosyal ve siyasal olaylarda olsun, yaşanan bundan çok daha öte bir şeydir. Kısaca Müslümanların yani Türklerin toptan yok edilmesi, ülkeden atılması kısaca bu topluluktan kökten kurtulunmak istenmesidir. Bu nedenle yaşananları belki de en iyi ifade eden kavram, “tenkil” yoluyla “etnik arındırma” yani günümüzdeki adıyla soykırımdır. Hal böyle olunca da yaşananlar için muhacir yani göçmen diye bir kavramın kullanılması çok da doğru olmamaktadır. Bu, savaş ortamında, gelenlerin sosyolojik durumunu tanımlamak için kullanılmış bir kavram olabilir. Belki bunun başka ekonomik ve siyasi nedenleri de bulunabilir. Fakat günümüz açısından baktığımızda sonradan ve/veya dışarıdan gelen anlamındaki “muhacir”, “muhaceret” kavramlarını kullanmak çok doğru olmamaktadır. Özellikle 93 Harbi esnasında gelen 1 milyon 250 bin civarındaki insan, başka bir ülkeden değil, Osmanlının Balkan topraklarından Anadolu’ya gelmiştir. Sahi, günümüzde, Edirne’ye yaklaşık 40 kilometre mesafedeki Svilengrad’dan yani Cisri Mustapaşa’dan veya 20 km uzaklıktaki Orestiada yani Kumçiftligi'nden gelen bir kişi mi yoksa 2000 kilometre mesafedeki Van'dan, Kars'tan, Hakkâri’den gelen mi muhacir olmaktadır? Aynı şekilde, İstanbul’a, Bursa’ya, Edirne’ye, İzmit’e, Sakarya’ya 500 ile 1500 kilometre uzaklıkta bulunan Kırcaali’den, Rusçuk’tan, Üsküp’ten, Prizren’den, Saraybosna’dan, Köstence’den gelen mi yoksa yaklaşık 1000-1800 kilometre mesafede bulunan Erzurum’dan, Artvin’den, Trabzon’dan, Diyarbakır’dan, Iğdır'dan gelen mi muhacir yani göçmen olmaktadır. Bir de kim daha fazla İstanbul, Bursa, Edirne, İzmit ve Sakarya’dır? O nedenle, tüm illerimizde göçmen ya da göçmen olmayanlar değil değişik nedenlerle buraya gelmiş bulunan Silistreli, Kırcaalili, Erzurumlu, Rizeli, Üsküplü, Trabzonlu, Diyarbakırlı, Saraybosnalı, Prizrenli, Nevşehirli vb. insanlar bulunmaktadır. Gerisi mi? Gerisi sadece teferruattır. Çünkü bundan sonrası göç ya da yerli ayırımı değil, kentli olan ile olmayan; modern ve çağdaş olan ile olmayan kısaca kasabalı ile kasabalı olmayan ayrımıdır. O nedenle bu göçmen ve buna bağlı olarak ortaya çıkan birbirini ötekileştirme durumu artık son bulmalı...
SON SÖZ: Sonuç olarak kaybedilen topraklardan gelen insanlarımız; bu kavramlara takılıp kalmayın. Çünkü sizler muhacir yani göçmen değil bu ülkenin kurucusu, sahibi ve efendisisiniz. Atatürk, silâh arkadaşlarıyla birlikte 19 Mayıs 1919'da Samsun'a ülkeyi ve ulusu kurtarmak için çıkarken, muhacir olarak değil, Türk Ulusunun bir neferi olarak çıkmıştır. Mustafa Kemal Atatürkün yolindan yürümeye devam...


