ÇANAKKALE SAVAŞLARI
Tarih, 3 Kasım 1914. Yer, Ege Deniz’nin mavi suları, Çanakkale Boğazı çıkışı. Bir tarafta başını İngiltere ve Fransa’nın çektiği İtilaf Güçleri diğer tarafta ise Osmanlı Ordusu... Onlarca toptan ateşlenen binlerce mermi ve ateş çemberine dönen toprak parçalarının kapladığı siperler. Kısaca kan ve gözyaşı… Yani Seddülbahir ve Kumkale tabyaları ve fiilen başlayan Çanakkale Savaşları ve de yüzyıllarca anlatılacak binlerce kahramanlık öyküsü…

Evet, resmen 19 Şubat 1915’de başlayan ve türkülere konu olan Çanakkale Savaşları, ulus ve vatan bilincinin en üst seviyeye çıktığı kahramanlık öykülerinin adıdır. Türk ulusunun var olma savaşıdır. Deniz ve kara savaşları olmak üzere iki bölümden oluşan Çanakkale Savaşlarında, Kırımdan Arap Yarımadasına; Balkanlardan Kafkaslara, Asya’ya kadar on binlerce insan, düşmanın Çanakkale Boğazını geçmesine izin vermemek için canını ve kanını vermiştir. O nedenledir ki Çanakkale Savaşları sadece Türkçe değil Arnavutça ve başka dillerde de Türkülere konu olmuştur.

 

Türk ordusunun ve ulusunun mutlak zaferiyle sonuçlanan Çanakkale Savaşları, Birinci Dünya Savaşı sırasında; 1915-1916 yıllarında yaşanır. Osmanlı İmparatorluğu ile İngiltere ve Fransa’nın başını çektiği İtilaf Devletleri arasında meydana gelen savaş, Gelibolu Yarımadası'nda gerçekleşir. Zaman zaman birbirine 8-10 metre mesafede bulunan siperlerde yaşanan savaş, bir taraftan acımasızlığın bir taraftan dostluğun ve soyluluğun en güzel örneklerine de sahne olur. Beş dakika önce birbirini boğazlayanlar, silahların sustuğu anlarda soyluluğun en güzel örneklerini sergilerler. Siperlerden birbirlerine bu kez kurşun yerine yiyecek ve içecek malzemeleri atarlar.

 

Çanakkale Deniz Savaşları, 18 Mart 1915’te son bulur. Bu, İtilaf devletleri açısından tam anlamıyla bir bozgun ve sürprizdir. Elini kolunu sallayarak Çanakkale Boğazını geçeceğini hesap eden işgal güçleri hiç beklemedikleri bir sonuçla karşılaşırlar. Daha önce Nusret Mayın gemisinin başarılı operasyonu ile büyük zayiat veren işgal güçleri, şimdi Türk topçusunun hedefini bulan atışları sonucu öldürücü darbe alır. Çok sayıda gemi ve kayıpla birlikte hayalleri de Ege’nin mavi sularına gömülür. Şimdi sıra, kara harekâtındadır.

İtilaf Devletleri açısından kara harekâtında da değişen bir şey yoktur. Türk ordusu yani Mehmetler kahraman subaylarının komutasında büyüdükçe büyür, devleştikçe devleşir. Her saldırı canla başla püskürtülür. Conk Bayırı’nda, Mustafa Kemal’in “Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında, yerimize başka kuvvetler ve komutanlar kaim olabilir” sözünden sonra yaşanan örnekte de olduğu üzere her gün, her saat bir destan yazar. 9 Ocak 1916’da da işgal kuvvetlerini söküp atar.

 

Çanakkale Savaşları kan ve gözyaşıdır. Düşman bütün gücüyle saldırır. Her taraf kan ve ateş gölüdür. Saldırı şiddetlendikçe direniş de şiddetlenir. Kahramanların ve kahramanlıkların sayısı her geçen gün, saat artar. Düşmanın topraklarına ayak basmasını kabullenemeyen Mehmetler tepeden tırnağa ateş kesilir. Birinin boşalttığı siperi az sonra öleceğini bile bile başka bir Mehmet doldurur. Onun da yerini bir başkası, bir başkası, bir başkası… Evet, Mehmetler elini, kolunu verir, canını verir ama düşmanın topraklarına girmesine izin vermez. İşte Çanakkale’nin ruhu, Çanakkale’nin öyküsü budur…