GERÇEK BIR ÖYKÜNÜN İKİ YAKA TARAFINDAN KALEME ALINMASI
RUM TARAFI
30 Ocak 1923 tarihinde alınan mübadele kararının ardından 1924 yılında Yunanistan'ın Sarışaban kazasının Muratlı köyünde Anadolu'ya yolculuk hazırlığı başlamıştı.
Bir Rum genciyle ilişki yaşadığı için ailesi tarafından öldürülmekten korkup diğer akrabalarıyla birlikte Türkiye'ye gitmeyen Türk kızı, yaşadığı ilişkiden bir çocuk sahibi olmuş bir zaman sonrada uğruna Köyünde kaldığı genç tarafından onursuzca terk edilmişti.
O artık yalnız bir anneydi çocuğuyla birlikte zor bir yaşam sürdü, son yıllarını köyde bir ailenin yanında geçirdi. Hristiyan olarak vaftiz edilmedi, ama kiliseye gitti ve dua etti.
Hristiyan mezarlığına haçsız, isimsiz gömüldü. Çocuğu da genç yaşta öldü nereye gömüldüğü ise bilinmiyor.
Kaynak: Mixalis Kaikounidis
TÜRK TARAFI
İsmi Nesli imiş… Rumlar Nesri diyorlarmış…
Kimbilir belki de Nesrin’dir? Kimse aslını bilmiyor.
Nesli, 1923 kışına kadar Sarışaban’ın Muratlı köyünde ailesiyle yaşayan biraz haşarı bir Türk kızıymış.
Nasıl olduysa, mübadele sırasında tüm köyü ve ailesi Türkiye’ye giderken o bir başına köyünde kalmış.
Ömrünün kalan kısmını ailesini bir daha görmeden Rumların arasında yaşayarak tamamlamış. Nesli’yi ailesi de çoktan unutmuş. Belki de mübadelenin sancıları arasından kaybolan yüzlerce insandan birisi kabul edilmiş, taktir – i ilahi denmiş, ona ne olduğunu merak eden pek fazla insan da kalmamış bir zaman sonra.
Neden sonra, 1996’da Çırakmanlı Yakup Dayı, bir grup Samsunlu hemşehrisiyle beraber dedelerinin doğup sonra terkettiği toprakları görmek için Yunanistan’a giden dostlarının peşine takılıp gider "memlekete"…
Atalarının yaşadığı Muratlı köyüne geldiklerinde mübadil Rumlar büyük ilgi gösterir, adım adım gezerler artık harabe olmuş evleri. İşte bu gezi sırasında yaşlı Rumlar’dan birisi sorar, Nesri’yi tanır mısınız diye.
Kimdir Nesri, bilen çıkmaz. Nesli ismini yakıştırırlar oracıkta Nesri diye söylenen ismin yerine.
Yaşlı Rum, Nesri’nin hikayesini anlatır.
1923’ün Rumeli güzeli Nesli, herkes pılısını pırtısını toplayıp yola koyulunca köyden ayrılmış ailesiyle beraber.
Ancak Kavala limanında gemilere binilirken o kaçmış, herkes Türkiye’ye doğru yola çıkarken bir başına köyüne dönmüş.
Ömrünün kalanını Rumlarla geçirmiş. Nesli, uzun süre Yunan jandarmasından saklanmış, sınır dışı edilmesin diye Rumlar da onun saklanmasına yardımcı olmuşlar.
Sonra zamanla Yunan vatandaşı olarak hayatını sürdürmüş.
Rum mübadiller, Nesli’nin hiçbir zaman hristiyan olmadığını ve bir müslüman olarak yaşadığını söylemişler.
Ölüm döşeğindeyken, Muratlı köyünün sırtını verdiği Kel Dağının arka sırtındaki bir pınardan su istemiş. Komşuları kış günü gidemeyince başka bir pınardan su getirmişler.
Nesli, can havliyle teşekkür etmiş, ama bu su o değil demiş. Bunun üzerine yüreğine dert olan birisi üşenmemiş, karın tipinin içinde pınara kadar gitmiş, aldığı suyu ölmeden yetiştirmiş.
Nesli’nin mezarında haç yok, ama o hristiyan komşularının üzerinde haç olan mezarlarının arasında uyuyor şimdi.
Yakup Dayı, Samsun’a dönünce Nesli’yi araştırmış, artık 2 nesil geride kalan akrabaları onu güçlükle hatırlamışlar, adının bile Nesrin mi yoksa Nesli mi olduğu konusunda ittifak sağlayamamışlar.
Sadece abisinin aksi bir insan olduğunu ve ondan korktuğu için kalmayı tercih etmiş olabileceğini tahmin edebilmişler.
Nesli’yi köyüne geri kaçmaya zorlayan şey neydi, bilinmez. Acıklı bir aşk öyküsü mü, köyüne ve toprağına olan düşkünlüğü mü yoksa gerçekten agasından dayak yemekten bıkması mı…
Ama orada, uzakta, unutulmuş bir mezarda yalnız yatan bir Rumeli kadını var ve onun için bir elham okuyan, toprağına göz yaşı akıtan kimse yok… İşte gerçek bu kadar yalın…
Kaynak: Akın Üner, Yakup Meral


