Hayata Tutunmak

Merhaba değerli okurlarım bu hafta sizlerle insanın yaşamda varoluşunu etkileyen hayatımızın gerçeği olan duygusal bedensel ruhsal acılarımız karşısındaki seçimimizden bahsetmek istiyorum.

İnsanın doğduğu andan öldüğü ana kadar olan bölüme hayat diyoruz. Ve bu süreçte iyisi kötüsü doğrusu yanlışı ile bir kimlik oluşturuyor bu yolda ilerlerken heybemize koyduklarımız, hayatın yolumuza çıkardıkları ve  bazen kader, bazen şans dediğimiz olaylarla  şekilleniyoruz.

Bir sonun olduğunu bilerek yaşayan insan, ölümle doğum arasındaki yaşam yolculuğunda kimi zaman bir sebebe tutunuyor, kimi zaman gelişigüzel yaşıyor ve bu maceranın sonlarına doğru hep şu cümleyi kuruyoruz.

“ Geriye dönüp bakıyorum da göz açıp kapayana kadar zaman geçmiş”

Yani insan ne yaşadığı anların ne de duygularının içinde kalıyor hayat akıp geçiyor, acı, keder, mutluluk yaşama dair ne varsa beraberinde.

Yaşadığı an gelip geçiyor fakat bu anlar ruhumuzda izler bırakıyor.

Ve insanoğlu mutlu anlardan çok ona acı veren anları hatırlıyor mutlu anlardan çok geçmişteki acılarda kalıyor.

Şöyle bir baktığımızda ünlü romanların, şiirlerin, filmlerin çoğu yaşanmış ya da yaşanabilecek acılardan dramlardan besleniyor ve en çok okunan izlenen oluyor. Bunun sebebi insanın yaşadığı acının, zorlukların, hayatında ya da ruhunda bıraktığı izlerinden Kurtulamaması, kabullenememesi ve acıyı, geleceğine yarınına aktarmasından kaynaklanıyor. İçinde bulunduğun olumsuzluktan kurtulmak için onu kabullenmek, mümkünse üstesinden gelmeye çalışmak, başka şeylere odaklanmak ama biraz da bunun kalıcı olmayacağını bilmek, inanmak gerek.

Bir an, olarak yaşadığımız mutluluğu hemen tüketirken acılarımızı yıllara geleceğe taşıyoruz.

Aslında insanı olgunlaştıran, ayaklarını yere daha sağlam bastıran, yaşamda bir mana bulmasını sağlayan genelde yaşadığı olumsuzluklar oluyor.

Bunları özümseyip kabullenip pes etmek yerine yaşadığı acının açtığı yarayı iyileştirdiğinde, altında kaldığı yükü sırtlanabildiğinde, onun hayatın bir parçası olduğunu, şu an payına bu düşse de ,yarın yeni bir gün olduğu inancına sahip olup kendini ayakta tutabildiğinde pes etmediğinde kendine en büyük iyiliği yapacak insan.

Sen seçmiş olmasan da bu olanlar senin hayatının bir parçası ya dibe vuracak orada kalacaksın ya da acılarına asılacak yukarı çıkacaksın ve acılarını özgür bırakacaksın.

İnsanlar yaşamı genelde mutlu anlardan değil acılardan öğrenir, olgunlaşır, büyürler. Ama çok da sahiplenmemek lazım değil mi acıyı. Alacağınızı alın, vedalaşın ve içinizden söküp atın .

Size bir soru!

İnsanın en korkusuz ve en cesur olduğu an sizce ne zamandır.

Bence yaşadıklarına özgürce ağlayabildiği andır. Bu bir kabulleniş ve onun dışavurumudur. Ve bu çok önemlidir. Ağlayabilmek bu acı benim yaşıyorum hissediyorum diyebilmek, yüzleşebilmektir kendinle ve yaşadıklarınla. Onu dışarı atabilmektir kimin ne düşündüğünü umursamadan.

Şimdi belki. “Hayata Tutunmak” diye bir başlıkla başlayıp gözyaşıyla bitirmek oldu mu diyeceksiniz. Ama bu başlık altında özetle şunu demek istedim.

Gönül ister ki tüm insanlık sadece mutlu olsun ama acılar hayatımızda var; dahası olmalı da.

Onunla yaşamayı savaşa bilmeyi hayata tutunabilmeyi başarmalıyız. Ve daha önce dediğim gibi acılara değil gelecek güzel günlere tutunmalı, yarına umudumuzu yitirmemeliyiz.

Küllerimizden yeniden doğmalı, bir ağacın toprağa tutunduğu gibi yaşama tutunmalı

Dökülen yapraklarla vedalaşıp her seferinde yeniden yeşermeliyiz.