Dünya sürekli bir var oluş ve değişim içindeyken bizlerin sabit bir biçimde kalması düşünülemez elbette. Zaman akan ve ilerleyen bir olgu. Bizlerde zamanla birlikte ilerliyor gelişiyor ve yaptığımız, iyi, kötü her şeyi zamana bağlıyoruz.
İhtiyaçlarımız, önceliklerimiz, değerlerimiz, huyumuz suyumuz her şey zamanla Dünya değiştikçe değişiyor. Aslında sadece madde de olması gereken değişim zamanla maneviyatta, insani değerlerimizde, vicdanımızda, bakış açımızda bile olabiliyor. Toplumlar, insanlık, küresel bir değişim peşindeyken aslında insan olmanın en büyük özelliği olan davranışları, duyguları yitiriyoruz. Gelişim için değişim şartı sanırım yanlış anladı insanlık. Kökümüzü ve geleneklerimizi bırakıp yeni trendlerin peşinden hızla koşuyoruz. Öyle hızla yol alıyoruz ki özümüzü yitiriyoruz.
Neleri yitirdik mesela her şey değişirken.
Mahalle kültürüyle üç beş katlı evlerde herkesin birbirinden haberdar olduğu halini hatırını sorduğu iki gün görmese üçüncü gün merak edip kapısını çaldığı bir dönem değişti Geniş alanlarda yüksek katlı sitelerde, rezidanslarda, birbirine bir günaydını esirgeyen kimsenin kimseyi tanımadığı, umursamadığı, evin içinde ölen insanın kokudan fark edildiği birbirinden bi haber oldu insanlar.
Paramız olmasa da deftere yazdırıp ekmeğimizi aldığımız evimizin günlük ihtiyaçlarını karşıladığımız samimi küçük bakkallar değişti, yerini paran yoksa değil ekmeği, selamını almayan büyük marketler aldı ve biz kıyıda köşede ayakta kalmaya çalışan bakkallarımızı görmez olduk.
Eti senin kemiği benim diye bırakaıldığımız, öğretmenlerimizi anne, baba yerine koyduğumuz, okulu bir eğitim öğretim yuvası olarak gördüğümüz günler değişti. Okullar öğretmenlerin dövüldüğü, öğrencilerin eğitimden öğretimden çok uzak olduğu, kuralları kimsenin önemsemediği birer ticarethane oldu.
El emeğinin samimi, yaratıcı, özel, doğal yerini, makinelerin işlediği tekdüze sıradan soğuk ürünler aldı.
Sevginin, vicdanın, empatinin, almadan verebilen bir toplumun yerini, bencil, ben merkezli, sadece kendi için yaşayan bireyler aldı.
Küçük şeylerden mutlu olabilen insanların yerini, hep daha fazlasını isteyen, hiçbir şeyle yetinmeyen insanlar aldı.
İnsani ve güzel olan her şey, değişim ve gelişim adı altında tahribata uğradı.
Evet zamanı durduramayız, değişime ve gelişime ayak uydurmalıyız. Ama her şey değişirken özümüzden, ortak değerlerimizden en önemlisi insan olmanın değerlerinden vazgeçmemeli sevgiyi, saygıyı, empatiyi yüreğimize sabitlemeliyiz.


