“John Steinbeck’in Gazap Üzümleri romanı, yalnızca bir ailenin yoksullukla mücadelesini değil, bütün bir insanlığın açlık, umut ve direniş hikâyesini anlatır. 1930’lu yılların Amerika’sı… Büyük buhran’ ın acı rüzgârı, tarlalardan sofralara kadar her şeyi kurutmuştur. Toprak artık verimsiz, umutlar solgundur. İşte o çorak toprakların ortasında, Oklahoma’lı Joad ailesi, yaşamın acımasız rüzgârına karşı dimdik durmaya çalışan sade insanlardır.” Diyen Erman sözlerine şöyle devam etti: “Bankalar, borçlarını ödeyemeyen köylülerin topraklarını ellerinden alır. Evi, tarlası, geçmişi bir anda yok olan Joad’lar, tıpkı binlerce aile gibi “altın diyarı” California’ya göç etmeye karar verirler. Gözlerinde umut, yüreklerinde korku vardır. Bir kamyon dolusu insan, geçmişini geride bırakıp geleceğe doğru yola çıkar. Ama bu yol, bir umut yolculuğu kadar bir çile yolculuğudur da…”
Emin Erman sözlerinin devamında konuyu mübadil atalarına getirdi: “Bu romanı her okuyuşumda, kendimi Joad ailesinin o yorgun kamyonunun içinde hissederim. Çünkü bizim ailemiz de bir zamanlar “Ağlama Asan Ağlama” kitabım ‘dada özetlediğim gibi, benzer bir yolculuğa çıkmıştı.
Yıl 1924’tü… Babam henüz 14 yaşındaydı. Annesi ve iki kız kardeşiyle birlikte Kavala Limanı’ndan Gülcemal gemisine binip Türkiye’ye gönderildi. Yağmur yağıyordu. Güvertede gözyaşlarıyla “Bir gün geri döneriz” diye fısıldamışlardı. Ama dönemediler.”
Emin Erman’ın yazısının tamamı sitemizin köşe yazarları bölümünde yer alıyor.


