Ümit Özdağ’ın açıklamasında şu ifadeler yer alıyor:
Almanya’nın en çok okunan gazetesi Bild’in verdiği habere göre Alman hükümeti zorunlu askerlik, askerlik yaşını geçenleri gönüllü olarak bazı fırın, posta, sağlık hizmetleri gibi yerlerde çalışmaları, NATO ve Alman birliklerinin Doğu cephesine kaydırılması, hastanelerin savaş şartlarında çalışması konularını çalışmaya başlamış.
Ukrayna, Danimarka, Hollanda ve Estonya; Alman /Rheinmetal firmasına yaklaşık 8,5 Milyar €’luk 155 mm topçu mermisi sipariş vermişler!
Firmanın hedefi yılda 700.000 civarında top mermisi üretmek. Bu firmanın 2035’e kadar bütün siparişleri dolmuş durumda.
Cumhurbaşkanı Avrupa’da bir kaç ay içinde savaş çıkacak diyor.
Economist dergisi SAVAŞ başlığı atıyor.
Özdağ, bu girişten sonra Türk ordusunun yasa dışı göçmen akınını durdurmak için silah kullanma yetkisinin olmadığını iddia ederek ciddiyete davet ediyor.
Ancak biz konunun bu boyutundan ziyade Avrupa’da gerçekten savaş tehlikesinin ne kadar olduğuna değinmek istiyoruz.
Uzun süredir devam eden Ukrayna Rusya savaşında her iki tarafın giderek yorulduğunu görüyoruz.
Batı destekli mücadelesini sürdüren Ukrayna ordusu, insan gücü ve lojistik yönden yıpranmış durumda.
Beklenenden güçlü bir direniş göstermiş olmakla birlikte Rusya’nın işgal ettiği toprakları geri alabilecek bir hamle yapmaktan uzak olduğu sahada görülüyor.
Rusya ise süper güç etiketinden beklenen hızlı bir zafer elde edemedi. Ele geçirdiği toprakları savunurken gösterdiği güçlü performansa karşın Ukrayna savunmasını yırtıp geçemediğini ortada. Zaman geçtikçe Rusya’nın ekonomik ve askeri olarak yorulduğu, bunun da savaşın bir türlü bitirilememesi sonucunu beraberinde getiriyor.
Peki, amiyane tabirle pat giden bir savaşın yayılacağına dair senaryolar nereden çıkıyor?
Almanya, iki dünya savaşı yaşamış ve asırlar boyunca büyük çaplı savaşlara alışık bir ülke, eğer hem insan gücü hem de silah tedariki yönünden hazırlık yapıyorsa konuşulan senaryoları ciddiye almak gerekir.
Ukrayna’nın Rusya ile mücadele gücünün düşmekte olduğuna dair emareler görülüyor olabilir. Bu nedenle Almanya, Polonya, İtalya gibi güçlü NATO ülkelerinin Ukrayna’ya asker göndermesi ve Rusya ile sıcak çatışmaya girmesi ihtimali gerçekten var mı?
Yoksa tam tersine yorulan Rusya’ya geri adım attıracak bazı taktik hamlelere hazırlık mı yapılıyor?
Bu noktada adeta çıban başı gibi irin biriktiren üç noktaya dikkat çekmek istiyoruz.
Bunlardan birincisi Kosova…
Sırbistan’dan ayrılarak bağımsızlık ilan eden ve çoğunluğu Müslüman Arnavutlardan oluşan bu ülkenin kuzey bölümünde bulunan Sırp azınlık, her an üçüncü Kosova savaşını tetikleyebilir.
Sırplar, etnik Slav olmaları ve Rusya ile tarihe dayanan ittifak içinde olmaları nedeniyle Putin’in küçük müttefikine dayak atmak, Batıya psikolojik bir avantaj sağlayabilir.
Bu sürecin benzeri, Bosna’da söz konusu olabilir. Burada Müslüman Boşnakların Sırplarla savaşacak bir askeri gücü yok. Ancak Bosna’da Hırvat azınlığın olduğu bölgeler bulunuyor. Sırplar aleyhindeki atmosferden istifade etmek için Hırvatların Bosna’da bir hamle yapmaları sürpriz sayılmamalı.
Diğer kritik bölge ise Moldova…
Etnik olarak Romanya ile akraba olan Moldova’nın doğusunda Rus azınlık yaşıyor.
Güneyinde ise Hıristiyan Türk toplumu Gagavuzlar var ki onlar da yüzünü Rusya’ya çevirmiş durumda.
Batılılar, Rusya’yı yorabilmek ve belki de NATO kartını devreye alabilmek için Moldova’nın Romanya ile birleşmesi hamlesi yapabilir.
Bu durumda Romanya ordusu Moldova’ya girecek ve Rus yanlısı azınlıkların olduğu bölgeleri temizlemek isteyecektir.
Buradaki çatışmaları bahane eden NATO, önce Romanya ve Moldova’ya, sonra da Ukayna’ya asker gönderebilir.
Bu durumda Rusya’nın önünde NATO ile savaşmak ya da Ukrayna’da barış görüşmeleri için masaya oturmak biçiminde 2 seçenek kalacaktır.
Almanya, İtalya, Hollanda ve Polonya gibi ülkelerdeki savaş hazırlıkları, bu senaryonun yoldan çıkması olasılığına dayanıyor olabilir.
Yunanistan’ın Dedeğaç limanında kurulan büyük NATO üssünün Kosova, Bosna ve Moldova’da çıkacak çatışmalara hazırlık amacı taşıdığını düşünmek için birçok sebep bulunuyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri bakanının Avrupa’da savaş çıkabileceğine dair ifadelerinin boşuna söylendiğini zannetmiyoruz. İç politikada siyasi partiler arasında devam eden müzakere trafiğini de böylece anlamlandırabiliriz.
İsrail’in Suriye ve Lübnan’da İran – Rusya destekli yerel güçlerle savaş tamtamları çalmasını, Avrupa’daki hazırlıklarla birlikte okumalıyız.
Öte yandan Avrupa’da bu savaş senaryoları konuşurken İngiltere ve Amerika’nın sessizliğini, Çin’in temkinli diplomasisini, gerçek senaristlerin kim olduğu konusunda işaret sayabiliriz.


