Bir köy ekmeği hikâyesi
Bugünkü nesiller köy ekmeğini, francala dedikleri baston ekmeğin esmer buğday unuyla yapılmış ve yuvarlak şekil verilmiş hali zannediyor.

Samsun’un Çırakman köyünde doğmuş benim gibi  2. ya da 3 kuşak bir mübadil torunları için ise köy ekmeği deyince gözümüzün önüne çok daha başka bir lezzet geliyor.

Bir mübadil köyünde köy ekmeği,  büyük taş fırınlarda,  kocaman tepsilerde, köy mayası ile yoğurularak pişirilen ekmeklerdir.

Gelelim büyük taş fırınlara: Mübadil köylerinde evler genelde avlu içindedir. Porta kapısından avluya girersin, bu avluya harim deriz, biz. Bahçenin yanı sıra eve en yakın yerde taş fırını, bir ambar ve genelde ahır bulunur avluda.

Taş fırını köy evlerinin olmazsa olmazı idi eskiden. Şimdi ustasını bile bulmak zor tabii, yapımı da öyle kolay değil, tuğlası farklı ,işçiliği zor.

Yerden 5*-60 cm yüksek olacak en az, yarım daire şeklinde bir fırın girişi , içi geniş ama altı yedi tepsi sığabilecek kadar.

Köy fırınımız hazır, şimdi gelelim unumuza ve mayasına,

Eskiden unu da kendi üretirdi köylü, değirmende çekilen unla  pamuk gibi ekmekle pişerdi, şimdi fabrikasyon her şey, 25 kilogram un kocaman bir leğenin içine alınıyor, 25 kg undan yaklaşık 5 tepsi ekmek yapılıyor.

Sonra gelelim mayasına, köy mayası bu ekmeğin olmazsa olmazı, annem mayayı annesinden aldığını söylüyor, anneannem de  annesinden almış tabi , kuşaktan kuşağa ,

Bana da verdi bir cam kavanozda ama küflendirdim tabi ve attım sonunda,

Maya önce yarısı başka bir kaba alınıyor ve un,  su eklenerek çoğalması için bekletiliyor, hazır olunca ekmek yapılacak un ile buluşturuluyor, sonra da leğende mayalanmaya  bırakılıyor en az 2 saat,

Mayalandıktan sonra tepsilere alınıyor, tepsi de bugünkü tepsiler değil,

Yüksekliği en az 10 cm olmalı, yoksa kabaran ekmek taşar.

Eskiden her şey el emeği imiş,

Bafralı Münire Yılmaz hanımefendi anlatmıştı, tepsilerin bile ustası ayrı imiş, kullanılmış yağ tenekeleri kesilerek ve işlenerek yapılırmış tepsiler,  malzeme geri dönüştürülüyor , tekrar kullanılıyor, hem çevre korunuyor hem aile ekonomisine katkı sağlanıyor , ne güzel ne ince  düşünce.

Şimdi tepsilere alındı mı mayalanan hamur, bitmedi, fırın saati değil yani,

En az bir saatde tepsilerde mayalanmaya bırakılacak,

Tepsiler dolacak iyice ki ekmek güzel olsun,

Sonra fırının yakılması işi var, fırın yakılacak çok odunla olursa ekmek yanar, az odun olursa ekmek pişmez, onun da kıvamı var yani,

Şimdi gelelim fırına yerleştirmeye, bu olaya ' ekmek atmak ' deniyor bizim kültürde,

Odunlar köz olup kıvamına gelince tepsideki mayalı hamur kıvamına gelince artık ekmek atılır, önce büyük tepsiler elde yapılmış köse denilen ağaçtan yapılmış aletlerle en dibine yerleştirilir, sonra küçük tepsiler sıra ile yerleştirilir, fırın kapısı genelde tenekeden yapılmış bir kapakla kapatılır,

Veee en az bir saat daha beklenecek, beklenecek ki ekmekler iyice pişsin,

Eveet, şimdi ekmekleri fırından alma zamanı, buna da ' ekmek çıkarmak ' diyoruz tabi,

Ekmekler gelberi denen yine elde yapılmış bir araçla fırında çıkarılıp tavlanmaya bırakılıyor,

Sonra mi tavlandıktan sonra çocukların mesaisi başlardı önceden, fırından çıkan sıcak ekmeği mahalleliye dağıtma faslı, şimdi onlara da kokmuştur, göz hakkı,

Ne güzel bir ülke imişiz biz,

Şimdi her şey sosyal medyatik, anlık yaşıyoruz hayatı, sadece kendimizi düşünerek.

Önceden öyle miymiş, kendimizi, ailemizi,  komsularımızı, doğayı, her şeyi düşünüyormuş eski nesil,

Saygı ve özlem ve afiyetle.